Bilirdi bilirdi.
Yaşamın gizemlerindeki gizliliklerini.
Geçmişinin kararlığını.
O karanlık içindeki kirlenmeyi.
Ötesini berisini.
Senin anlatamadıklarını.
Söyleyemediklerini.
Hatta söyleyemeyeceklerini bilirdi.
Veya tahminleri.
Gözlerinin doğru söylemediğini çözerdi.
Yalanlarını.
Yalana muhtaç olduğunu.
Tutkularını.
Sığınma alanlarını.
Dar alandaki numaralarını.
Yedirdiğin sandığın taktiklerini.
Maceralarını.
Yeteneklerini.
Bilirdi bilirdi.
Seni belki de senden daha çok bilirdi.
Ve o bilgiçliği içindeki bilinmeyenlerini çözerdi.
Çözdükçe daha çok sarılırdı sana.
Senin çöküşüne dur demek çırpındıkça çırpınır, geceleri aydınlığa döndürmek için çaba gösterirdi.
Ne kadar çok.
Ne kadar özverili.
Ne kadar da duygusal.
Sevda yüklü yüreğine saklayıverdiği sevgisinin tutsaklığıyla, yüzünü güreşe döndürürdü.
Güneş.
Işık.
Sıcak.
Mutluluk.
Gelec ek.
Gerçek
Yaşamda bir uyanıklar bir de saflar yok.
Ayrıca saf ayağına yatanlar var.
Sessiz.
Anlamlı.
Ama insan.
İnsan gibi insan.
Olduğu gibi görünen.
Her tıkladığında bedeni, gözlerinin pınarlarında papatyalar açan,
Siyah yıldızlarda arzuya koşan,
Bir bebek gibi saf,
Bir su kadar duru olan,
İnsan
Bilirdi bilirdi de
Bir şey diyemezdi.
Kaybetme korkusu muydu?
Gözünü kör eden aşkının aptallığı mıydı?
Acaba kurtulur muydu?
Kurtarılabilir miydi?
O bu gel gitleri arasında umut aradı.
Hep bilirdi de,
Bir türlü çıkamazdı dönme dolabın zincirlerinden.
Bil ki bilirdi.
Ve en çok da anında ve son sürat yalan üretenden kopamazdı.
Ta ki, sen numaranla çekip gidinceye kadar.
Bilirdi