Daha 6 yaşındaydım köyden şehre taşındığımızda?Şehirden aklımda ilk kalan hatıralar, insanlara eeee diyerek değil efendim diyerek cevap verilmesi ve bazar ekmeğine sadece ekmek denilmesiydi. Ne kadar da çok şaşırmıştım! Annem sıkı sıkı tembihlemişti bize gayrukalarla sokağa çıkılmayacağını ve televizyonun sesinin fazla açılmayacağını? Evimiz oturduğumuz apartmanın en alt katı olduğu için her gece gök gürültüsünü andıran bir sesle uyanırdık ki çok sonraları çözdük bu sesin ne olduğunu: ev sahibimiz her gece Murat 124 marka arabasını zincirlerle bir demire kilitliyordu ve zincirlerin sesi bize gök gürültüsü gibi geliyordu. Önce insanlara eeeeefendim diye cevap vererek alışmaya başladım şehre ve şehir insanlarına. Köyde 3 numaradan başka tıraş olmadığından ve kafalar her daim bit korkusuna tıraşlı olduğundan Amerikan Tıraşı diye bir tıraş olduğunu öğrendim sonra şehirde. Şehirli çocuklar kıyıdan köşeden seyrettiğim oyunlarına almaya başladılar çok sonra, ama niyetlerinin, oyunlarına ortak etmek değil dalga geçmek olduğunu hemen gösterdiler "kabak kafalı", "hıyar kafalı" diyerek. Köyde farklı şekilde olmasını hayal bile edemediğimiz 3 numara tıraşa şehirde meğerse hıyar tıraşı deniliyormuş ve insan şehre böyle alışmaya başlıyormuş. Oysa biz ne kadarda mutluyduk küçük dünyamızda. Bir kere Hakan vardı ve Gürkan ve Mıstık ve de 4 ineğimiz ile Taybar tarlamız. Taybar Tarlası denilen yer hemen köyün kenarında mera gibi bir yer anlayacağınız. Köyün bütün çocukları gün boyu inekleri güderken ne kadar da eğlenirdik. İnekleri birisinin mısır tarlasına sokup dereye balık tutmaya veya denize yüzmeye kaçmalar, İsibek Kapısı`nda küçük gölette kurbağa avlamalar, hayvanların tezeklerine kapan yapıp sığırcık kuşu yakalamalar, kara tren geçerken raylara taş koymalar. Akşam oldu mu inekler ziyafetten çıkmış karınları yere yapışık köyün yolunu tutardık. İnekleri iyi güttüğümüz için! verilen bahşişlerle leblebi tozu almaya koşardık. Bu leblebi tozları yüzünden kaç kere boğulmaktan döndüm hatırlamıyorum. Yani yoksulduk, her şeyden yoksunduk ama inanılmaz mutluyduk. İlk okula başladığımda Amerikan Tıraşı oldum ilk kez ve fotoğrafçının karşısına oturdum siyah önlükle bir kez. Ekmeğe, bazar ekmeği demeyi ve insanlara eeee diye seslenmeyi o sene unuttum. Ben de şehirli bir çocuk olmuştum. Yaz tatilinde köye gittiğimde, artık ne köydendim nede tamamen şehirden. Yani Almancılar gibiydim aynı. Ne ordan ne de buradandım. AMERİKAN TRAŞLI, FAKAT, HIYAR KAFALI BİR ADAMDIM. Sonra, dışlanmışlığımdan mıdır bilmem, kitaplarımda buldum yeni arkadaşlarımı. Ama onlar ne Hakandı ne de Gürkan. Ne de o kitaplarda Taybar Tarlası anlatılıyordu. Hatta hikayelerin çoğu Amerika denilen ülkede geçiyordu. Biz 3 numaradan başka tıraş olduğunu bilmezken Beyaz Diş isimli bir köpek Amerika`da kahramanlıklar yapıyordu. Dışarıda yağmur yağıyordu ve ben köyümü özlüyordum.