ŞÜKRÜ GÜLESİN

Whatsapp Image 2026 01 21 At 11.55.38


Dolmabahçe Stadı 19 Mayıs 1947’de açılmıştı. Küçük yaştan futbola olan düşkünlüğümle herhalde orta ağabeyim Sedat’ın da büyük etkisi vardı. Benden 12 yaş büyük olan ağabeyim sıkı bir Beşiktaş taraftarıydı. 50’li yılların başında bana bir sürpriz yaptı. Seni Beşiktaş-Fenerbahçe maçına götüreceğim dedi. Elbette havalara uçtum. Maç bir yana Dolmabahçe Stadını görmek, orada maç seyretmek için can atıyordum. Maç günü stadın deniz tarafına yakın açık tribününde yerimizi aldık. Ne kadar bekledik bilemiyorum. Ama sonunda Beşiktaş-Fenerbahçe rekabetinin sahaya yansıdığı müthiş bir maç başladı. Beşiktaş’ın sol açığı Şükrü Gülesin sol çizgiden yıldırım gibi iniyor, ortalar yapıyor koca gövdesine rağmen adeta bir balerin uyumuyla karşısındakilere çalımını atıyordu. Bir anlamda maçı bırakmış Şükrü’yü seyrediyordum. Fenerbahçe’nin kalesinde de Milli takımın kalecisi gelmiş, geçmiş en büyük sporculardan biri olarak Cihat Arman vardı. O gün bir gol yemesine rağmen Beşiktaş Şükrü’nün ayağından kazandığı iki golle öne geçmiş santrofor Şevket’in golüyle de maça noktayı koymuştu. Eve dönerken çok mutluyduk. Ve o gün karar verdim ben artık Beşiktaşlıydım.
Aradan yıllar geçti Şükrü Gülesin İtalya’ya transfer oldu. Orada çok sevilen ve saygı gören bir futbolcu olarak tarihe geçti. Futbolu bıraktığında Türkiye’de futbol gazeteciliğinin gelişmesine büyük katkı veren Namık Sevik Şükrü Gülesin’e Milliyet’te yazı yazdırmaya başladı. Böylece basın tribününde Şükrü Gülesin’le yakınlaşma fırsatı buldum. Basın tribününde TRT’nin koltuklarının hemen önünde üç koltuk Milliyet’e ayırılmıştı. Çoğunlukla bu koltuklarda Şükrü Gülesin ve Altan Erbulak otururlardı. Adeta ünlü komedyenler Laurel Hardy’e benziyorlardı. Esprilerin biri bin para. Onları dinlemekten gülmekten maçlara odaklanamıyorduk zaman zaman. Bu arada TRT spor servisindeki arkadaşımız zaman zaman Şükrü’yü de röportaj için çağırırlardı. Röportaj bittikten sonra Şükrü’yle odamda oturur hem Beşiktaş üzerine hem İtalya üzerine sohbet ederdik. Şükrü bazen eski başkandan hikâyeler anlatır bazen de annesinin, yeni aldığı televizyona ne denli sevindiğini esprili bir şekilde anlatırdı. O maç hikâyelerinden birini hiç unutmama: “Fenerbahçe ile oynuyoruz. Geriden uzun bir pas aldım. Yanımda Hakkı Kaptan bitiverdi. Ben kaleye direk gitmeye çalışıyorum. O sahada koşuyor, bir yandan da bağırıyor ‘atsana ulan! Ben önümdeki Fenerbahçeli’ye bir çalım attım. Kaleye doğru top sürmeye devam ediyorum. Hakkı Kaptan küfürle karışık hala bağırıp çağırıyor. Ben baktım ceza sahasına yaklaşırken karşıma Donanma Kamil çıktı. Kamil’e bastım çalımı ve topu kaleye vurdum. Hakkı Kaptanın koşarak gelmeye çalıştığını gördüm kaçmaya başladım. Hakkı Kaptan kovalıyor bir yandan da bağırıyor -kaçma ulan kaçma gol oldu” Sonra iş konuşmalarımızda futbolcuların sosyal durumlarına geldi. “Sahipsiziz” diyordu Şükrü. Bizim yöneticiler onca yıl Türkiye’de, İtalya’da top oynadım. Bana vefasızlık gösterdiler, Galatasaray’a gittim. Orada da adım Beşiktaşlı Şükrü’ydü. Telefona da öyle çağırırlardı beni.” Oysa Beşiktaş’ın çok güçlü üyeleri vardı. Generaller, Büyük sermaye sahipleri. Ama pek azımıza yardımcı oldular. Biz böyle işte Namık Sevik olmasa işsiz güçsüz kalacaktık. İşte bak Süleyman’a şirkette iş buldular” derken ben sözünü kestim. “Ne şirketi Şükrü ya” “Oğlum amma safsın şirket yahu şirket. Milli İstihbarat” Çok iyi tanıdığım Süleyman Seba’yla MİT’i bir araya getiremiyordum. Şaşkın şaşkın bakıyordum Şükrü’nün yüzüne. Sonradan da kendimize bir bahane bulduk. Herhalde orada sıradan bir memur yapmışlardır dedik. Oysa Süleyman Seba kurumun bölge başkanıymış. Şükrü Gülesin hem Milli Futbol Takıma hem de Beşiktaş’a çok büyük katkılarda bulundu. Beşiktaş’ın efsane isimleri arasında yer aldı. Yalnız kendi ülkesinde değil İtalya’da da kendisinden uzun uzun bahsettiren bu önemli futbolcuyu hiç unutmadım.