BAŞ döndürücü bir hızla yol alıyor zaman. İnsan belli bir yaş olgunluğuna ulaştığında zamanın acımasızlığını daha da iyi kavrıyor. Belki de ondandır bizim kuşaktakilerin yakınmalarında sıkça dile getirdikleri "nerde o eski bayramlar!" söylemi. Oysa insanlık yeni bir çağı yaşıyor. Her alanda kendini hissettiren teknolojik gelişme bireylere yeni rol modeller biçiyor. Gökdelenlerde, birbiri üzerine yığılmış binaların oluşturduğu sitelerde komşu sözcüğü tarihe karıştı nicedir.. Yalnızlığı yaşıyor insanlar. Kimi bir başına, kimi ailesi ile ama ille de yalnız.. Kentlerdeki dönüşüm giderek geleneklerin yok olmasına da neden oluyor. Artık aile bireylerinin bayram yemeğinde bir araya gelişlerinden, aile büyüklerine yapılan ziyaretlerden, mahallede geçim sıkıntısı olduğu bilinen ailelere yiyecek ve para yardımı yapmak gibi sosyal sorumluluklardan söz edebilmek zor. Kutlamalar için telefon mesajları yetiyor. Kentlerde, kasabaların çoğunda çocuklar için kurulan ama büyüklerin de kendilerini uzak tutamadıkları bayramlık eğlence yerleri kalmadı. Arsalar, mahalle aralarında kalan bir tutam yeşillik bile insanlar için değil artık. Sadece inşaat ve otoparklar için... Çocukların toprakla, çayır çimenle, ağaçlarla buluşma olasılığı her geçen gün biraz daha azalıyor. Çocuklara sunabildiğimiz ormansız, park ve bahçelerden yoksun betonarme şehircilik içinde bir yaşam. Eğitim ve yaşamı tanıma adına önerilense, çocuk dünyasının yaratıcılığını, hayallerini budayan, onları tek tipe dönüştüren ?tv programlarını!? seyretmeleri ya da bilgisayar oyunlarında dehşeti ve şiddeti öğrenmeleri. Büyüdüklerinde yeni dünya düzenine uyum sağlamada güçlük çekmezler diye düşünüyor olmalılar...
Bayram için bir şeyler yazmam istendiğinde bunları düşündüm doğrusu. Büyük kentler şimdiden tenhalaşıyor. Varsıllar yurtiçi, yurtdışı gezilerde. Yoksul emekçi iş, aş, ekmek peşinde. Komşunun komşuyu tanımadığı çok katlı apartman düzeninde bırakın bayramlaşmayı, selam vermiyor insanlar birbirine. Söylenecek çok şey var da bayramın tadını daha fazla kaçırmamalı diye düşünüyorum. Şimdilik elimden gelen, okuru bir güzel şiire ortak ederek bayramını kutlamak.
Edip Cansever?in ?Masa Da Masaymış Ha? şiiriyle baş başa bırakırken sizleri, gönlünüzce bir bayram diliyorum...
?Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da maymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam ha koyuyordu.?