BİZİM DEREMİZDİ O!
Melek Yüksel KÖSELERDEN
Anılar insanı geriye,
Hayaller ise ileriye taşırmış!
Geriye bakmadan ileri hedef alınabilir mi?
İlerlemenin adı konulabilir mi?
Masallarda öyle başlar zaten!
"Az gittik,uz gittik!"
"Bir de baktık ki çok yol kat ettik.!"
Hatta bazı masallar da denilir ki;
"Bir de baktık ki ,geriye dönülmeyecek kadar yol kat ettik!"
Anılarımı ve hayallerimi birleştiriyorum.
Geçmişle geleceğimi buluşturuyorum.
Yorumlarınızı okuyorum!
Yazmağa devam diyorum.
Maltepe`den Önder`e yazabileceklerimi sıralıyorum.
Nihat Can`ın vefatının yıl dönümünü not alıyorum.
O`nu anlatmayı uzun ve başka bir yazıya bırakıyorum!
Fındığın köylerde ne zaman çıkıp bugünlere gelinişini de!
Annemin Ereğli`li bir kadın olarak gelişim öyküsünü de!
Yerel kültürün değişimini!
Hatta yerel basının gelişimini!
Kabasakal deresi hepsini bastı geçti!
Bizim deremiz O.
Bizim.
Anılarıma bakıyorum.
Geriye gidiyorum.
Pecos Bill kitabından fırlamış gibiydik!
Kentin(yani Ereğli kent merkezinin) kenarı!
Kocaman halka pınarı diye anılan araziler bütünü yani.
Bir parsel babama uzanmış.
Ereğli`ye İlk göç dalgasının yozlaşmasından bizi uzak tutmak,
Ya da sürecinin hayat pahalılığından korunmak için.
Alıvermiş!
Halka pınarının ortasına,
Kabasakal deresinin kıyısına
Adıyaman`da sürgün de ekilen tütünden,
Kaptaş`daki fındık tarlasının satılmasından sağlanan paralara bir iki senet-sepetle
Evimiz yapılıverdi.
Ev dediğin,
Gecenin karanlığında etrafını çakal-tilki sürülerinin bastığı,
Annemin babamın av tüfeğiyle sabaha kadar nöbet tuttuğu,
Elektriğin,suyun ,yolun hiç olmadığı,
Bir yaz günü taşındıktan sonra camın çerçevesinin takıldığı,
O kış üstümüze salondaki kilimleri toplayıp ısındığımız,
Gaz lambasının etrafında beş kardeş ders çalıştığımız.
Kabasakal`ı biz anlatabiliriz ancak!
O bizim deremiz!
Bizim.
Taştımı Kepez,Solak ve Sarıkorkmaz mahalle sakinlerinin bizimevi gözetlemelerine yol açan dere!
Taştımı evimizin içine kadar girip özelimizi ihlal eden,
Kümesteki tavuklarımızı telef eden,
Köpeğimiz bobiyi,kedimiz pamuk`u korkutan.
Kışlık kömürümüzü seliyle çalıp sularıyla sürükleyen!
Sürüklediği odun-tahta parçalarını da bize ikram eden!
Bizim deremizdir o!
Kabasakal pırıl pırıldı o zamanlar!
Yazın evin karşısına denk gelen kenarında bent suları sımsıkı tutardı.
Deli Muzaffer çırıl çıplak soyunur,yüzerdi.
Bazen incir yaprağıyla önünü kapatır,kıyı boyu gezinirdi.
Sabah erkenden kalkıp temiz sularına babam bizi adeta atardı.
Ala balıklarla yüzerdik.
Sonra İnşaattan kalan bir avuç kumda güneşlenirdik.
Akşam üzerleri ala balıklar yemeğimiz olurdu.
Bizim deremizdi O.
Kabasakal!
Nerede ne zaman,kimilerin planlarıyla bozuldu bu güzellik?
Bilirim ama söyleyemem!
Okul yıllarım derenin çamuruyla mücadeleyle geçti.
İlk köprüyü babam yapmıştır.
Köprü sellerden birinde yıkılınca çaylak bir gazeteci olarak kaleme aldığımda,
Dikkate alan dönemin belediye başkanı rahmetli Sayın Sıdal daha iyisini yaptırıvermişti!
Kabasakal deresi!
Kaba bir şey oldu!
Ne tamamen yok oldu,
Ne de tamamen var oldu!
Anılarıma bakıyorum,
Elma şekeri gibi başucuma çıkarıyorum.
Yok olmuyorsa bir hikmet var!
Öldürmek istediler ama ölmedi.
Canlandırmağa ne dersiniz?
Şöyle şık köprücükler yapılsa!
Etrafına çay bahçeleri kurulsa!
Hatta restorantlar açılsa!
Değişim böyle bir şey değil mi?
Dünya değişmeyeceğine göre,
Bakış açısını değiştirelim!
Ne dersiniz!
Sizin hiçbir dereniz oldu mu?
Yorumlar