SERT esen poyraza karşın deniz dingin görünüyor. Kavurucu sıcakta denize uzaktan bakmanın serinleyebilmek açısından bir yararı yok elbet. Ama yine de bir güç veriyor. Hani istesem ulaşabilirim gibi bir duygu. Yanım yörem kitap ve gazete dolu. Okumaya başladığım, bitiremediğim kitaplar. Sevemediğimden değil, tersine sindire sindire okuyabilme isteğinden. Oysa saatlerdir rüzgara vermiş kendimi, ufka bakıp duruyorum. Hayatla ölüm arasındaki o ince çizgiye takılı kafam. Kimi yaşam dolu dostumun şimdilerde hastalıklarla boğuştuğunu duymanın üzüntüsünü atamıyorum üstümden. Bizim kuşaktan birbiri ardına gelen ölüm haberlerini almanın kederini de. Sonra gazetelere göz atıyorum. Ölüm ne kadar alışıldık bir olay ülkemde. Şiddet ve öldürmek üzerine ne çok haber sıralanıyor ard arda. Şiddetin, cinayetlerin televizyon haber ve programlarında geniş biçimde yer kaplamasını halkın bu tür haber ve programlara duyduğu ilgiye bağlıyor uzmanlar. Demek ki toplumda psiko sosyal bir bozulma var diye düşünüyorum; toplumu geren yalnızca siyasetçiler değilmiş. Ama düzeltmek, çare aramak da yine onlara, yöneticilere ve devlete düşüyor. Dün gazeteci dostum Şakir Süter?in ölüm yıldönümüydü. Hayata iyimser bakan, karşıt görüşlü meslektaşlarının da sevgisini toplayan, iyi bir gazeteciydi Şakir. TGC?nin birçok kademesinde yıllarca birlikte çalıştık. Anlaşamadığımız, sert tartışmalar yaptığımız toplantılardan sonra bile dışarıya birbirimize sarılarak dostane bir biçimde çıkmamız pek çok arkadaşımızı şaşırtırdı. Oysa inandığını söylemek, savunmak başka, dostluk başkaydı. Bunu çoğu kez çevremizdekilere anlatmakta bile güçlük çektik. 22 Ağustos şiirimizin ustalarından birinin ölüm yıldönümüydü. 1985 yılında yitirmiştik Turgut Uyar?ı. Onun dizelerinde kendimden bir şeyler bulmuşumdur hep. Şiir yazmaya sıvandığım yıllardaki çalışmalara bugün göz attığımda, Turgut Uyar?ın nice dizesine öykündüğüm ortaya çıkıyor. İşte size bir itiraf. Şimdi bu yazıyı da onun bir şiiri ile sonlamak istiyorum. Sanıyorum içinde bulunduğum ruh haliyle de örtüşüyor: ?Şimdi Biz? şimdi biz sımsıkı bir dönemdeyiz doğrusu hak etmiştik bunu denebilir ama hiç kimse inciri durduramaz o her zaman büyür ve tadla yenir ve örneğin kara kuru bir adam göklere bakabilir durmadan keza bir akasya göklere doğru büyür gece gündüz ayırmadan örneğin yaşınız kaç der birisi yani kaç yaşındasınız demek ister siz göğe bakarsınız o kadar sonsuzluk başlamıştır artık eski bahçelerde durgunluk değildir ki sonsuzluk eski bahçelerde erikler ve baldıranlar arasında ahşap bile olsa bir evde birbiriyle dövüşürken yer örümcekleri pershinglerle SS-20?ler gibi birisi bir camı açar birden haykırır sen de varsın ey hayat tıpkı ölüm gibi