Laf sokma alışkanlığının yaygınlaştığını  “böyük böyüklerimizin” üsluplarının yerlerde sürünen seviyelerinden anlıyoruz.

Ağızlarından bal yerine sanki başka bir şey akıyor.

Lağım gibi…

Hep hakaret.

Hep saldırı.

Hep küfür.

Şöyle kenarından köşesinden cımbızla çekilecek iyi bir kelam bulamıyorsunuz.

Bu nasıl bir ruh hali?

 

Hastalık demek ki.

“Böyüklük” ile bağlantılı aşağılık kompleksi mi derler buna?

Hocalar bilir !

Ne derlerdi “ulamaya soralım” mı?

Ulama kim?

İnsan !

 

“Sayın!” sözcüğünü bile iğdiş ettiler.

Bitti.

Yok oldu.

Eeee bu iş böyle.

Örnekler kötü olunca, üzümler birbirlerine baka baka b… battılar.

Kapkara oldu  çünkü seviye.

Çirkinleşmede sınır tanımadı.

Ne kadar ağızı bozuk var ise ortada salınıverince ara ki bulasın “sayın”ı.

O yok artık.

Öldü !..

 

Önümüzde seçimler var.

Bu seçimlerde seviye nasıl korunacak bakalım?

Ağızlardan yine alaycılık tabanlı hakaretler  düşmeyecek ise yazık.

Çok yazık…

 

Nerede bir yüksek sesle bağıran var ise

Nerede rakip veya rakiplerine ahlak dışı bir şekilde saldıran var ise

Nerede kirli oyunlarla suç ya da suçlarına kapatmaya çalışan var ise

Nerede kazanmak için her yol mubahtır diyen var ise

Biliniz ki; orada cehalet vardır.

Temizlik yoktur.

Saydamlık yoktur.

Katılımcılık yoktur.

Samimiyet yoktur.

Sadece kirlenmenin dayanılmaz boyutlarına ulaşan çöp yığını vardır.

 

Siz bakmayın mangalda kül bırakmadan haykırıp nara atarak bulunmayan Hint kumaşı olduğunu söyleyenlere.

O ağız işportacı ağızıdır.

İshal olmuştur.

Çaresi de defedip göndermektir…