“Beni öldürmeyen acı güçlendirir.” Öyle mi? Nasıl oluyor bu? Suyla mı karıştırıyorsun. Yoksa süt ile mi? Bir sihir var. Acı güçlendirecek ha! Pışkkk! Geç bunları. Adı üstünde acıdır. Acıtır. Yakar. Ağlatır. Dağıtır. İnsana feleğini şaşırtır. Acılar ve güçlenme çok zıttır temelinde. Bunalım köprüsüne doğru savurur. Bir o yana bir öte yana. Şarkılar, Şiirler, Sözler ve karanlık geceler ayaza dönüşür her yudumunda. Sen çekmişsin. Çektirmişler. Hem öylesine ağır yaşamışsın duygularını. Vermişsin, Paylaşmışsın, Yeminler ederek umut bulutlarında yolculuklar yapmışsın ki; “Hah! İşte buldum” dediğin bir anda oynandığına dönük hislerin dürtmüş seni. Cızlamış bir yanların. Konduramamışsın. O yaldızlı yıldızlardan salıncaklardaki yüksek uçuşlarının irtifa kaybettirdiğinin ipuçlarında nefesler çekmişsin. Yutmuşsun. Yutturduklarını yeniden gözden geçirmeye başlamışsın. Yaşam ve sevgi. Yaşam ve gelecek. Yaşam ve beklentiler. Hepsini yeniden harmanladığında yanmaya başlamış işte canın. Olur mu, canın nasıl olur da senin canını yakar. “Olamaz!” aptallığında takılı kaldığın süreçler gerçeğe doğru sürükledikçe, kuşkuların yerini ihanetin iz düşümü almış. Yalanlar bitti. Tükendi hepsi. Maskelerin tümü indi. Evet bak nasıl da doğruymuş. Tarih ve olaylar. Bir kez daha tekrarlandı. Canın can yaktı. Canın senin canını öyle bir yaktı ki; nefes alamıyorsun İşte böyle. Acının ilk aşamasını bol acılı çek. Salya sümüksüz hiç olmaz. Gözyaşı kaçış yolunun daralan uç noktası. Yüzler asık. Yürek ise paramparça. Bir daha sevmek mi? Et… et… et… Tövbeler et! Yeminlerini herkes duysun. İçinde hiç bırakma. Çıkar dışarı. Söyle. Her şeyi söyle. Dağa, taşa ve kuşlara anlat. Yaz, çiz. Hiç durma. Tüm dünyanı bu acıyla doldur. Var mı başka yolun? Canın yandı canın… Canını da “canım” dediğin umutlardan pırıl pırıl dünyayı yediveren çiçekleriyle sunan o canın yaktı. Ne kadar zor değil mi? Çeken bilir çeken. Öyledir işte bu işler. Canlar hep yanar ve hep yakılacaktır. Şimdi sıra sende. Geçmiş çoktan mazi olup tarihte hatırlanmayanlar çöplüğüne atıldı bile. Var ise bugün. Var ise yarınlar var. Bugünün dünden güzel olmalı. Daha diri ve güçlü. Hani demişsin ya: “Beni öldürmeyen acı güçlendirir” diye. Sen farkına varabilmişsin. O yukarıda yazdıklarımı hep yaşamış ve hem de acılardan kurtulma başarısına uzanarak “acıdan güç alma” olgunluğunda iki kadeh atmayı bilebilmişsin. Aferin. Cidden çok aferin. Seni bu vurguna ben de bir tane ekleyeyim mi? Hiç unutma ama! İstersen ikisini alt alta yazalım. Sen değerlendir. Bu senden: “Beni öldürmeyen acı güçlendirir.” Bu da benden: “Acılardan bile zevk almayı başardığında, kendini aşmışsın demektir.”