SUYU UNUTMAYIN
Eyüp BEKTAŞ
Yerel seçimler öncesi aday zenginliği tam olarak çıkmadı ortaya.
Bilinen isimler dışında daha çok aday çıkmalı.
Ve bu adayların her birinin diğerinden daha çok üstünlüğü olmalı.
Yarışmalı projeler.
Bilgiler dans etmeli.
Her şey herkesin yaşadığı yöreye olan borcunu ödemeye dönük “biz daha iyi hizmet vereceğiz” formatında kalmalı.
Özellikle Zonguldak’taki Belediye Başkan adaylarının, merkezdeki su sıkıntısını çözdüğünü söyleyen Belediye Başkanı Secaattin Gonca’ya “Şu Doğanlı suyunu bir anlatsana” denilmeli.
Yetmez! Gaca tepesine çıkıp, 10 milyon YTL harcanarak açılan 2543 metrelik tünel ve çevresinde inceleme yapmalı.
Yine yetmez! O üç metre yüksekliğindeki tünelden kaç debilik su akıtılacağını hem DSİ’den hem de o alanda yapacağınız gerçek anlamdaki araştırmalar ile belirleyin,
Çünkü bu su işinde bir sululuk var.
Hiç akla mantığa yatmıyor.
Birincisi Kdz. Ereğli halkından habersiz su ihalesi yapılarak, bir sinsilik vardır işin içinde.
İkincisi Kdz. Ereğli’nin geleceği düşünülmemiştir.
Üçüncüsü Kzıılcapınar Barajı’nı besleyen Kurtlarsuyu’nun gizlice alınması deyim yerindeyse hırsızlıktır.
Dördüncüsü, alınan bu suyun da Zonguldak’ın Ulutan Barajı’nı ne kadar besleyeceği de meçhuldür.
Hiç kimsenin konuşmayarak gündemden düşürmeye çalıştığı şu su numarası konusunda konuşulacak o kadar çok şey var ki?
Ne iktidarı ve de ne muhalefeti su işini aklının ucuna bile getirmiyor.
Yoksa; bu tünel su için değil de o bölgede altın üretimi yapmak için gizli bir planın parçası mı?
Bir bit yeniği var da.
KÜFRETME ALIŞKANLIĞI
Ağzı bozuk insanların televizyon ekranlarında boy göstermeye devam etmesinin sıkıntısı her geçen gün büyüyor.
Hakaret alışkanlık oldu.
Hıncal Uluç ve Ahmet Çakar ilk sırada yer alıyor hakaret konusunda.
Esip gürlerken, sınır ve ölçü dinlemeden saldırıyorlar.
Reyting uğruna yapılan bu saldırılar yayılarak devam ediliyor.
Ekran böyle olunca, yazılı basının farklı mı sanıyorsunuz?
Hayır!
Ekran ne ise yazılı da aynı.
Hakaretin ve küfürün bini bir para.
Frene basan yok.
“Etik kurallara ihanet etmeyin” diyenler arada çırak çıkıyor.
Kim daha çok küfrederse en çok o izleniyor veya okunuyor.
Saldırganlığın dayanılmaz boyutlara ulaştığı bir medya dünyasında, yaygın da, bölgesel de ve yerel de aynı.
Seviye kavramı ölmüş.
Moda oldu hakaret denen iğrençlik.
Kulüp başkanları bile tepkilerini "senin ananı avradını, eşikteki beşiktekini, gelmişini geçmişini” sözleriyle dile getirmeye başladı ise, bozulmanın vardığı boyutları düşünebilir misiniz?
Benim bireysel düşüncem şu:
Bu ülkede toplumsal sorumluluk taşıyan ve yönetici kademesindeki herkesin sağlık kontrolünden geçirilmesi gerekir.
Gazetecisinden sunucusuna, siyasetçisinden yöneticisine, meslek odalarından kulüp yöneticilerine kadar ve özellikle de insan davranışları konusunda not ortalaması çok yükseklerde bulunmayanlara yetki verilmemeli.
Hatta, sağlık raporlarının belirli aralıklarla yenilenmesi de şart koşulmalı.
Bir gazeteci “ben elime mikrofonu geçirdim” veya “yazarım ha!” diye kişisel hırs ve kinlerini karakter özellikleriyle de bütünleştirerek hareket ediyorsa, toplum olarak zehirleniyoruz.
İşte “Empati”yi bilmeyenin yetki sahibi olmasının zararlarını bütün toplum olarak herkes çekiyor ve yeni kuşaklar da böyle yetişiyor.
Örneklerin güzelleşmesi yerine çirkinleşmesinden rant sağlayan bir sistemde, seviye denen bir erdemin yaşaması mümkün olmuyor.
Yazık!
Ahmet Çakar almış eline mikrofonu ve BJK’nin Teknik direktörü Mustafa Denizli’ye hakaret ediyor.
Böyle bir hafiflik olabilir mi?
Yoksa; “Ayıp” ve “terbiye” kavramını Türkçe lugatından tamamen çıkardık mı?
Yorumlar