BAHARLA birlikte İstanbul bir başka güzel. Şehir karmaşasından uzak, Boğaz kıyısında bir kahveye oturmuş denize anlamsız bakışlar fırlatıyorum. Düşüncelerim başka yerlerde. Yanı başımdaki masada çınlayan çocuk kahkahaları ile sıyrılıyorum dalgınlığımdan. Keyifleniyorum bir anda. Boğazın karşı yamacında açan erguvanları, deniz üzerinde koşuşturan martıları, balıkçı sandallarını izlemeye koyuluyorum. İstanbula yeni yapılacak köprüye takılıyor aklım. Başbakan buyurduğuna göre gerisi teferruat. Kıyılacak güzelim Boğaziçine. Kondurulacağı yeri de başbakanımız belirleyecek. Öyle denilmişti yapılan açıklamada. Varsın tüm dünyanın imrendiği doğa harikası İstanbul Boğazı bir kez daha değer yitirsin. Ne gam. Siz konuşa tartışa durun mimarlar, akademisyenler, sivil toplum örgütleri, İstanbul dostları; yok şu ölçekli planda köprü yer almıyormuş da, yeni rant alanları açılacakmış da, ormanlarımız zarar görecekmiş de, kent planlamacıların görüşü alınmamış da... Nefes tüketmeyin boş yere. Bu kez sert kayaya çarptığımızı görmüyor musunuz? İktidar partisinin arkasında yalnız çıkarlarını kollayan çok uluslu şirketler değil, bilimi ilim olarak algılayan akademisyenler, çarpık kentleşmenin mimarları, büyük medya gruplarının yazar çizerleri de var.. Hele 2011 yılına kavuşalım. Başkanlık sistemini bir oturtuverelim rayına. Görürsünüz; daha kaç köprü kaldırır bu boğaz.
Kuş ve çocuk cıvıltıları, yaprak hışırtıları arasında bir an duraladım. "Tasalanma" dedim kendime. İstanbuldan ibret al. Deniz pırıl pırıl. Güzel güneşli bir bahar günü. Çarpık yapılaşmanın çirkinliğine, giderek yiten yeşiline, trafik karmaşasına, gürültü kirliliğine, işsizlerin yoksulların oluşturduğu başıboş kalabalığa inat işte gülümsüyor İstanbul. Görkemli duruşunu coşkuyla sergiliyor. Siyaset simsarlarının patırtılarına kulak asmıyor, beğeni yoksunu duvar afişlerine aldırmıyor, caddelerde, mahalle aralarında müzik adına insanı bezdiren gürültü kirliliğini duymamaya çalışıyor. Dokusuna işleyen kayıp analarının çığlıklarını ise unutmamacasına belleğinde saklıyor. Sevgi dağıtmada alabildiğine cömerttir İstanbul. Doğup büyüdüğüm sokaklarından bilirim. Irk ayırmaz, cinsiyet de.. Varsıl-yoksul demez herkese açar bağrını. İstanbulun yaşama direncini gördükçe hemşehrilerinden biri olarak utanırım kentimden. İstanbulun bir başına gösterdiği direnci görmezden geldiğimiz için. Sahipsiz desteksiz bıraktığımız için. Sizleri bilmem ama ben hep başım önüme eğik yürür oldum kentimin sokaklarında...
Gelin bir İstanbul tutkunu şairin, Oktay Rıfatın dizeleriyle bağlayalım bu yazıyı. İstanbula, denizine, 18 Nisan 1988 tarihinde yitirdiğimiz edebiyatımızın büyük ustalarından Oktay Rıfata saygılarımızı sunmuş olalım:
-Denizde-
Çiçek açmış ılgınların orda soyun,
Burda her iz silinir, her utku yeni,
Köpüklenmiş mor aydınlığında suyun
Çim, uzaklarda bir balıkçı yelkeni!
Tuz kokan yamaçta yayılırken koyun,
Geride kalsın kumsal, devedikeni
Sırtüstü gözlerin gökte, yüzükoyun
Derin suya bak gör balıklı üçgeni
Ve açıl, duy çığlığını martıların
Tüyden hafif alır gider seni mavi.
Zaman denen o külçede bugün, yarın.
Nedir ki düşün! Hep o tohum, hep o kök.
Bir yastığa baş koyan ikizler gibi
Tek bir beşikte sallanır denizle gök"