GEZİ NOTLARI: (5) ŞANLIURFA
Turgay OLCAYTO
ŞANLIURFA`yı gezmeye, anlamaya çalışıyoruz üç gün boyunca.11 bin 500 yıllık zengin bir tarih ve kültür mirasına sahip kenti böylesine kısa bir sürede tanımanın olanaksızlığını bile bile oradan oraya seğirtiyoruz. Bunaltıcı sıcağa karşın adım başı rastladığımız insanı büyüleyen güzellikler, halkın sıcak yaklaşımı ve yerel gazeteci dostlarımızın rehberliği yorgunluğumuzu alıp götürüyor. Fırat nehrinin can verdiği Şanlıurfa dinsel inançların buluştuğu bir kent. Peygamberler diyarı denmesi bundan. Bir başka açıdan ise insanlığın en eski yerleşim yerlerinden biri. Bölgede sürdürülen arkeolojik kazı çalışmaları yakın bir gelecekte paha biçilmez değerde bilgi ve yapıtların ortaya çıkacağının ip uçlarını veriyor. Birecik ilçesinde coşkulu akan Fırat`ın kıyısında yürüyebilmek, dünyada nesli tükenmek üzereyken olağanüstü bir çabayla sayıları 400`e ulaştırılan Kelaynak kuşlarının üreme ve koruma merkezinde bu ilginç kuşları izleyebilmek gezimizin bizde saklı kalacak hoş anılarından yalnızca birkaçı. Birecik barajı nedeniyle yerleşiminin büyük bölümü sular altında kalan Halfeti ilçesi şimdiki görünümüyle de bölgenin en şirin ilçelerinden biri. Sosyal demokrat bir yapının egemen olduğu ilçede kaymakam Yavuz Selim Süzer yüzündeki gülümsemeyi eksik etmeksizin Halfeti`yi turizmde bir çekim merkezi yapma uğraşı veriyor. Sivil toplum örgütleri, belediye, Halfeti halkı da bu uğraşın gönüllü birer parçası olmuş. Kayaların ardında Fırat nehrinin kol gezdiği bu verimli topraklarda yaşayan "Alaca yalıçapkını", "kum kekliği", sürüngen "çöl varanı" ile Halfeti`ye özgü "siyah gül", "Mezopotamya Sümbülü" gibi nadir bulunan hayvan ve bitki türlerini tanıtabilmek için Doğa Derneği ile sürdürüyorlar çalışmalarını. Doğrusu Halfeti`den ayrılırken güç koşullara karşın bu güzel beldeye kendini adayan çalışkan, güzel insanlara hayranlık duydum.
Şanlıurfa`dan söz açtığınızda Harran`a değinmemek olmaz. Abbasi hükümdarı Harun Reşit döneminde Harran Üniversitesi yetiştirdiği bilim insanları ile dünyanın önemli bilim ve kültür merkezlerinden biri olmuş. Moğol istilasında yakılıp yıkılan Harran`da şimdilerde tarihi ve arkeolojik kalıntılar var yalnızca. Yetersiz bütçeler nedeniyle olsa gerek kapsamlı bir kazı çalışması yapılamıyor. Çevredeki yöresel kubbe evler de yeterince korunamamış. Bölgede çirkin bir yapılaşma içinde özelliklerini yitirmiş görünüyorlar. Şanlıurfa, kente soluk aldıran balıklı gölü, geniş parkı, kale ve hendekleri, kapalı çarşısı ve son yıllarda göçlerle artan kalabalığı ile hareketli bir kent. Son yıllarda GAP turları ile gelen turistler de otel sahiplerinin ve esnafın yüzünü güldürüyor. Şanlıurfa`da dil, inanç ve kıyafet çeşitliliğinin hoşgörü ile sindirilmiş olmasını görmek sevindirici. Öte yandan varsıl ile yoksul mahalleler ve insanlar arasındaki uçurumun derinliği ise ülke gerçeği olarak bir hayli düşündürücü.
Şanlıurfa üzerine son yıllarda çok sayıda kitap üretilmiş. Bunlardan editörlüğünü Mehmet Kurdoğlu`nun yaptığı "Şiir Şehri Urfa" adlı seçki ilgimi çekti. Şair dostum Aydın Hatipoğlu`nun Urfalı olduğunu bilirdim de Urfa üzerine bu denli çok şiir yazıldığının ayırdında değildim. Kitap bu açıdan aydınlatıcı oldu. Emek ürünü güzel bir çalışma...
Urfa üzerine yazılmış şiirlere; bilgelik dolu bakış açısının yansıdığı duyarlı dizeleri ile tüm Anadolu`yu kavrayan Gülten Akın`dan bir şiirle katkıda bulunmak istedim ben de. Ünlü İbrahim peygamber-Nemrut söylencesini bir de usta şairin dizelerinden okuyalım:
"İbrahim İçin Söylence"
Urfa toprakları ki
Arap aşiretlerinin yaylağı
Türkmen oymaklarının kışlağı
Nemrut ki bir Asur hükümdarıdır.
Halk onu tanrı bilir
Putları ve tapınaklarıyla.
Korkar, ölesiye korkar
Urfa yazlarının birinde Nemrut
Düşünde bir oğlan çocuğu görür
Ol saltanat, ol tanrılık, ol tapınma Yer ile yeksan
Uyanır kan ter, buyurur
O yıl ülkede doğan
Bütün oğullar öldürülecektir
Urfa asmasının cümle sürgünleri
Kılıçtan geçirilir
Sürsün diye Nemrut daha bir görkemli
Sürer Nemrut
Kökleri halkın yoksulluğunda
Kökleri halkın karanlığında
Kaçar Azer`in karısı dağlara gider
İbrahim`i doğurur bir mağarada
Geyikler emzirir İbrahim`i
Büyür orda
Başlar tanrısını aramaya
Güneş değildir tanrı, ay da yıldız da
Güneş doğar batar
Ay doğar batar
Yanıp yanıp söner yıldızlar
Tanrıysa süreğen olmalıdır
Elmanın çekirdeğinde, ayda, yıldızda
Kuşun kanadında, ağacın sesinde
Bir kavganın ortalık yerinde
Barışın kutsal ipeğinde
Hayatın kendisi, insanın kendisi
Durmayan değişen
Nesneleşen, özneleşen
Akıl olan, yol olan
Kır menekşesindeki çiğ
En büyük egemen
İbrahim Urfa`ya iner
Görür ki insanı, korkularla
Yozlaşmış, kabuk bağlamıştır
Tapınaklardan, putlardan.
Kırar Nemrut`un putlarını
Buyurur Nemrut
Bir ulu ateş yakılsın
Bulunsun İbrahim
Halkının önünde ateşe atılsın
İbrahim`i uzun bir mancınıkla
Fırlatırlar ateşin ortasına
İbrahim havada bir olur
Özdeşleşir tanrısıyla
"Ey ateş soğu ve selamet ol"
Ateş soğur
Oğul, halkının gözleri önünde
Ateşe
Atlas döşeklere iner gibi iner.
O gün bu gündür Nemrutlar
Ateşe ve kana sığınırlar
Ve ilk ihaneti ordan
Ateşten ve kandan görürler
Çevrilir yalımlar ve namlulular
Kendi akrep bedenlerine
Halk dirilir.
Yorumlar