Bilir misin sen çocuk?
Bilir misin sevdayı?
Bilir misin o sevdayı tetikleyen elektriği?
Bilir misin sevdanın gizeminde kendisiyle dans eden sevgiyi?
Bilir misin gözlerin çakmak çakmak oluşunu?
Bilir misin dünyayı dünyam noktasına tutsak eden duyguyu?
Bilir misin kalbin her atışındaki tıklamaların ritmini.
Oynaşışını?
Heyecanını?
Hep o anı yaşayışını?
Kilitlenişini?
Bilir misin karlı gecelerin nasıl yıldızlara dönüştüğünü?
Bilir misin avuç içlerinin ateş basışını?
Bilir misin her sek sek atılımındaki yutkunmaktan yara olan bedeni?
Bilir misin çocuk bilir misin tutkunun insanı nasıl tutsak ettiğini?
Yaşadığınız her anın noktalarından oluşan fotoğrafların renklerini bilir misin?
Bilirsin bilir!
Bilirsin sen de çocuk sevginin yüceliğini.
Bir ut tınısı olup denizlere aktığını.
Meylerin ana mezesi olduğunu.
Türkülere hayat verişini.
Her üzüntü ve sevinçte nasıl coştuğunu.
Neşet Ertaş ustanın "Leylası" ile yaşadıklarını paylaştıklarında dalgalar boyu yığıldığını.
Bilirsin bilir ey çocuk.
Bilir de söyleyemezsin.
Bilir de düğümlenen boğazındaki hıçkırıklara dur diyemediğini.
Bilir de seni aşacağım bir gün kararlılığındaki acıyı.
Söyleyemezsin çocuk.
Söylemezsin kimseye.
Hep atarsın yüreğinin bir köşesine.
Attığın yerde yakar seni.
Yaktıkça boğulursun çocuk.
Kaçmak da istersin ya kendinden.
Bir gün bir anda yok olmanın yollarını da ararsın yalnız başına.
Bulamazsın dünyanın eksenini.
Çünkü yoktur.
Hep olmadığı gibi gitmiştir yine.
Yaban ellere.
O tepe bu tepe değil.
Yabanın ellerine.
O eller tuhaftır.
Fırsatçıdır.
Kullanıp bırakır.
Sevgisizdir o dünya.
Anlamsızdır.
Ama çılgınlıkları barındırır içinde.
Bir çokludur.
Çokların bağımlılığı içinde oyun içinde oyunlar barındırır.
Yazarlar birlikte yutturma adına.
Oynarlar utanmadan.
Hep birlikte.
Öyledir bu yaşam çocuk.
Sevgi hep hak etmeyenlerin piyangosudur.
Bu nedenle değeri bilinmez.
Çabuk harcanır.
Harcandıkça da alay konusu bile olur.
Sıra sıra gülünür toplu seanslarda.
Bil sen çocuk bil bu işleri.
Bu işler alengirli işler.
Herşey var içinde.
Figüranı bol filmin oyuncuları sahne dendiğinde rollerini oynayıp şuh kahkahalarıyla alkış alırlar.
Ve birlikte sabahlarlar ter kokulu iğrençliklerinde.
Oyunun adı yalancıların dünyası dır.
O dünya yıkıktır.
Temelsiz bir serenat ile ayaz gecelerde şarkı söyler.
Bir numara, iki numara, üç numara hayatım hep numara der durur.
Sen dinlersin.
O dinler.
Ötekiler dinler.
Söyleyen de söyleten de mutludur.
O mutluluk da dünyasızdır.
Hep de ruhsuz.
Sonuç çürümedir.
Kokuşmuşluğunda merkez adresidir.
Öyledir çocuk öyle!
Sen sen ol bu tepeden tırnağa sevgisizlik akan dünyanın içinde olma.
Kaç!
Kaç ve kendinle kendini bulup inandığın ve gözlerinin pırıltısını yükselten sevginin derinliğinin limanını ara.
İnan bulursun.
Her şey yalan dünya ile sınırlı olamaz ki.
Gerçek dünya sevda türküleriyle inliyor.
Sev kardeşim ve hayat bayram olsa diyor.
Duydun mu şimdi?
Senin olman gereken dünyanın sesini.
O sese git!
Ardına bakmadan koşarak git.
Sen sevginin insanısın çünkü.
O benliğinde dupduru sevgi senin gibi aşk insanlarını bekliyor.
Hem de çok sıcak.
Yalansız.
Riyasız.