Dur Kimdir o?
Kim?
Kim bıraktırdı?
Kim vurdu ve geçti ki?
Neden?
Yağmur tanelerinden tespih yapacaktın oysa daha!
Neler neler.
Şekersiz tatlılar.
Eriksiz baharlar.
Kırk gece ve kırk gündüz sevişecek.
Delileri bile kıskandıracaktık oysa.
Tık dedikçe yollar küçülecek.
Tık dedikçe sevdalar köpürecek.
Tık dedikçe de, kilitlenen bütün kapıları da kıracaktık birlikte.
Olmadı.
Tık tık tık, tik tik tik dedi.
Ses vermedi.
Sesi kesildi.
Oysa dünya, ne yıldırımlar atlattı.
Ne uzakları yakın etti.
Ne güzelliklerin çiçeklerine sular döktü.
Bereketti bunun adı.
Yeniden sevmekti belki.
Yarınların anları içinde saklı ateşi bulup çıkarmaktı.
Tutmaktı avuçlarda.
Gökyüzüne de kaldırarak meydan okumaktı, kara çalılara.
Mücadele demişler bunun adına.
Mücadele.
Yiğitçe.
Mertçe.
Yılmadan ve yılmazca.
Kaçan/kaçırılan ve korkulan gizemler gök tanrısında açıldıkça özgürlüğe:
Yaşanmış umutların kör kuyulara atılışının acısını çıkaracaktı insanoğlu.
Şiirlerin başaklarında,
Sevecek
Sevdirecek
Paylaşacak
Sonsuzluğa el ele ve birlikte olma kararlılığı içinde, BİZ diyecekti.
Denilemedi.
Dedirtmediler.
Ve belki de o malum korkuya yenik düştüler.
Çekildiler geriye.
Eğildiler baskıya.
Sustular.
Şimdi şaraplar öksüz kaldı.
Zeytinler de yetim.
Hepsi çekildi bir yere.
Muhabbet sofralarına da küserek gittiler.
O gitti,
Bu gitti,
Gidenler gitti.
Sevinenler de bencilliğinin benliğinde mutlu (!) oluverdiler.
Yani bir masal.
Rüya!
Güzel ve umutlu başladı,
Sadece o kadar
Başlangıcı var, sonu yok.
Sonsuzluğu da.
Yutkunulan saatler,
Günler ve belki aylar.
Birer birer intikam alırcasına yaşamdan
Bir gün çekiliverdiler.
Yalnızlığın koynunda bırakılan iki iyürek,
Küs oldular.
Kadere küsmenin garipliğinde,
Uzaklarda uzaklaştılar.
*** Üç tık üçleyemedi.
Tek tık kalıverdi buz gibi keskin dünyada.
Şimdi üç yok.
Belki olur ise iki tık.
O da yeter artar bile tık diyebilen her yüreğe.
Yetirmesini bilenlere