21. yüzyılın ideal kenti; kentli haklarını koruyan, olumlu yaşam koşulları ve yaşam biçimi sunan, ziyaretçiler, çalışanlar ve ticaret yapanlar, eğlence, kültür ve bilgiyi arayanlar ve eğitim görenler için ulaşım, yaşam, çalışma, dinlence gibi gereksinmeleri bir arada uyum içinde barındıran yaşam yeridir. Bu kent aynı zamanda modern gelişmeyle tarihi mirasın korunması arasında denge kurmalı,eskiyi tahrip etmeden yeniyle bütünleştirmeli ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerini sağlayabilmelidir.
Türkiye için kentleşme nedenlerini ekonomik, teknolojik, siyasal ve sosyo-psikolojik olarak sıralayabiliriz.
Kırsal alanlardan kentlere göçü; tarımsal kesimde çalışma koşullarının zorlukları, kişi başına düşen tarımsal gelirin düşüklüğü ve ekonomik nedenler olarak sıralanabilir.
Kent ile kırsal alanlardaki yaşam ve gelir farklılıkları kentlerin çekiciliğini artırmaktadır. Eğitim, sağlık ,ticari imkanlar, kırsal kesimlerdeki içe dönük yaşamın kentlerdeki dışa dönük toplum yaşamına olan özlemi doğurması, kentleşme olayının sosyo-psikolojik nedenleri arasındadır.
Hızlı kentleşme beraberinde birçok sorunu da getirmiştir;
Hızlı kentleşme sürecinde yaşanılan çarpıklık ve karmaşa, yaşam kalitesini de düşürmektedir. İnsanoğlunun yaşam kalitesi ile çevre arasında çok sıkı bir işbirliği vardır. Yaşam kalitesini çevrenin kalitesinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Yaşam kalitesi, tanım olarak sadece gelir düzeyini dikkate almamakta, eğitim, sağlık, kültür tüketimi gibi yaşam biçimini tanımlayan konularda insan onuruna yakışır düzeyde yaşamı sürdürebilmeyi dikkate almaktadır . Konuya nüfus açısından bakıldığında da hem çevre kalitesinin hem de insanoğlunun yaşam kalitesinin, nüfusun yoğunluğu ve sayısı ile doğrudan ilişkili olduğu görülmektedir.
Şimdi soruyorum size hangi birimiz kaliteli bir yaşam sürdürebiliyoruz ki.İnsan onuruna yakışır bir düzeyde yaşamayı bırakın ?her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok? denilen yöneticilerle karşı karşıyayız.
Peki iş bulamayan üniversiteliler ve diğerleri ne şekilde hayatlarını kazanacaklar buna karşılık farklı bir formül mü geliştirildi de haberimiz olmadı.
Ülkeyi yönetenlerin görevi o ülke insanlarının yaşam ve geçim kalitelerini artırmak değil midir?
Bugün milletçe ekonomik olarak kan ağlarken kürt açılımı diye başlayan şimdide milli değişim hareketi olarak önümüze sunulan bir açılım konusuyla karşı karşıyayız.
Teğet geçen ekonominin nasıl kalbimize tam ortadan saplanan bir ok olduğu görülmemektedir.
İşte bu sosyo ekonomik sıkıntılar kentlere olan göçü artırmakta ve yeterli tarım teşvik ve bilgilendirmeleri olmadığı için bu göçü hızlandırmaktadır.
Bu durum plansız programsız ani kentleşme sonuçlarını doğurmakta ve o kentlerde de yaşam kalitesi ne yazık ki düşük düzeydedir.
Hele ki köylerde yaşam kalitesi diye bir anlayış zaten düşünülmemiştir.
Gelişmiş ülkelerin pek çoğunda bugünkü köyler sosyal imkanlar ve görüntüsü ile yaşanabilirliği ifade etmektedir. Köyler kilise, çocuk parkı, halkevi? ile birlikte çeşitli sivil toplum örgütleri, çalışma alanlarına da sahiptir.
Ülkemize baktığımızda bugün kaç tane köyde çocuk yuvası vardır? Kaç köyde çocuk parkı mevcuttur?
Bugün kentlerin özellikleri belirlenirken bu açıdan özenli, dikkatli hareket edilmeli, uygulanacak politikaların iyi belirlenmesi gereklidir. Hızlı kentleşme sürecinde kentlerin çarpıklık, karmaşa içinde boğulmaması için sorunların kaynağına inilerek çözüm bulunmalıdır!
Sevgiyle kalın?