Biz   Kandilli’de  yetişen   gençlerin    anılarının en   büyüleyici  kısmı eğitim ve öğretimimizde geçen  yıllarımızdır. Hayatımız  boyunca  okulumuzla  gurur duymuşuzdur. Benim ve benim dönemimdeki  arkadaşların  bu anıları iki okulda geçmiştir.

Bu  kısımda , aşağı  Kandillideki okulumuzdan ve bölgeden bahsetmek istiyorum.

Aşağı Kandilli’deki okulumuzun adı; Armutçuk özel orta okulu idi. Binamız E.K.İ. müessesine aitti. Okulumuzun mevcut binası  öğrenciye yetmediği için ek bina  da   C  sınıfı vardı. Hemen yanı başın da  da  çok güzel bir  kütüphanemiz  bulunuyordu. Kütüphanemize  haftalık  değişik  dergiler gelir, biz  bu dergilerden, ansiklopedilerden  yararlanarak  ödevlerimizi yapardık. Kütüphanemiz çok zengindi. Her istediğimizi  bulurduk. Akşama kadar eğitim yaptığımız için öğle teneffüslerinde burada vaktimizi geçirirdik. Hatta  kitapları  alır güzel   havalarda  ağaçların  altına oturup  sayfaları çevirir, bir   taraftan da
esen rüzgarın serinliği ile yaprak hışırtılarını arasında , bol oksijen depolardık.

Hani çocuk  büyütürken  ilk  0-5 yaş çok önemlidir ve  yavrunuzu nasıl yönlendirirseniz  o alışkanlıkları kalıcı olur ya,   veyahut evde çocuk neyi  görürse  ona alışır ya.( Kötü örnek sigara  içen anne baba, iyi örnek evde sürekli kitap okuyan  haberleri  ve kaliteli  müzikleri  dinleyen , gazete  alan ebeveynler  gibi).  Bizleri okumaya yönlendirmek için okulumuz her fırsatı tanımıştı. Herkesin maddi durumu iyi değil di tabii. Civar  köyden  gelen  arkadaşlarımız  belki de ilk dergi ve ansiklopediyi okulumuzda görme fırsatı bulmuşlardı.

Çok değerli öğretmenlerimiz vardı. Hepsini bu gün gibi hatırlıyorum. Ama onlarla geçen anılarımızı bu köşeye sığdırmam  imkansız diye düşündüğümden, akıllarda çok yer etmiş ilginç olanlarını yazmak istedim.  Hepsini çok sevdim ve saygı ile anıyorum.  Her okulda olduğu gibi biz  de de öğretmenlerimiz  nöbet  tutarlardı.  Teneffüslerde     hem  okulumuzun içinde hem  de dışında  bizleri  korur   kollardılar. Eğer nöbetçi öğretmen matematik öğretmeni Tevfik Bey ise, erkek öğrencilerin daha bir dikkatli olmaları gerekirdi. Neden mi?

Bundan önceki yazım da paytondan bahsetmiştim. Okulumuzun hemen yanı  başında  olması  erkek öğrencileri  adeta suça teşvik ederdi. Ceza alma pahasına  bile olsa  kaçak bir şekilde paytona binerlerdi. Sonucunda eğer Tevfik  öğretmene yakalanırlarsa sonunu hayal bile edemezsiniz.  Bazen çok acımasız olabiliyordu. Haksız da sayılmaz hani. Çünkü bizler öğretmenlerimize emanet  edilmiştik. Okul idaresi çok sıkı önlemler almasına rağmen arada böyle maceralar da yaşıyorduk tabii.

Müzik  öğretmenimiz    Necdet  beyin hep kemanı   ile dersimize  girişini  hatırlarım. Müzik  kültürünü  öğretmenimizden aldığımız için  gerçekten   çok şanslıydık.  Tüm  notaları  keman sesi ile bize öğretmişti. İstiklal marşını en iyi öğrenen öğrenciler olduğumuza  inanıyorum. Makamı ile  bizlere defalarca söyletirdi. Beşinci sınıfa gelmiş, ezbere İstiklal marşının on kıtasını bilmeyen bir öğrenci  olamazdı.   Şair ruhlu bir öğretmendi .Zaten eşi de Türkçe öğretmenimiz   Hüsniye  hanımdı.

Hüsniye   öğretmenimiz  zerafet  sembolü idi. Öz Türkçeyi kullanmayı bilmeyeni, imla kurallarına uymayanı, kitap okuma  alışkanlığı  olamayanı  sürekli uyarırdı. Onun derste şiir okuması  beni adeta büyülerdi . Öyle  güzel ses tonu  ile okurdu ki,  hiç bitmesin isterdim. Biz kız öğrencilerini onun giyim tarzı da etkilerdi, ne giyse yakışırdı çünkü.

İngilizce öğretmenimiz,  Sevim hanımın verdiği bilgilerle lisede hiç zorlanmadım. O yaşlarımızda İngilizce kelime haznemiz o kadar ileri idi ki liseye başladığımda  birinci sınıfta sanki tekrar yapıyormuşuz  gibi gelmişti bana.  Daha ne değerli öğretmenlerimiz vardı…...                                                      

Kandilli yazmakla bitmez devam edecek.