İlk merhaba dediğiniz an gelip çattığında, nasıl da yüreğin kıpır kıpır etmiş ve her yanını ter basmıştı. Kurumuş boğazından titrek çıkmıştı sesin. Günler günleri kovalayıp da, ?buluşma? ateşi bastığında her yanını, rüyaların yol göstermişti sana ?git bu sevdanın ardından? diye. İnanmıştın. Güvenmiş ve içindeki altıncı hissin emrettiğine kul köle bile olmuştun. Öyle ya; elektrik demişler bunun adına. Gözler yalan söyler mi? Hep söylemez bilinir de (!) Rüya-ateş ve gözler. Saniyeler dakikalara, dakikalar saatlere, saatler günlere ve günler de aylara dönüşüp de ?biz? kavramını söz ile doldurmaya başladığınızda, ?net? olabilme kararlılığınızla çıktınız sonsuzluğun ilk basamaklarına. Evet rüya rüya? Rüyalar ve ateş yan yana geldiğinde, kimin umurunda ki dünya? Hele yeşilliklerin koynunda yıldız gibi parlayan bir çift göz de söz vermişti ya ?ölüme kadar? diye! Kim tutardı sizi? Tutmadı, tutamadı ve koyuldunuz o yola. O yolu nefessiz içtiniz. Dur durak demeden koştunuz birbirinize. Yorulmadan. Umutla. Kararlılıkla. Duyurdunuz sevdiklerinize dostlarınıza tutkunuzu. İlan bile ettiniz. ?Şimdi ?mutluluk zamanı? ise bilsinlerdi. Bilindi. Duyuldu. Alkışlandı. Paylaşıldı da..! Hatta ıngayı yeni öğrenen bebekler tarafından bile. Meğerse tutku maddiyat tuzağının kucağına düşmüş. Tutku ve maddiyat. Ne kadar zıt bir gerçek. Koşullar ve çıkmazlar. Var olanla yetinmek yokmuş. İlk kurşunu o an yedi tutku. Sevdasının denizinde özgürce kulaç atmaya çalışırken, kramplar girdi bedenine. İrkildi. Sustu. Dinledi. Süzgeçlerin her türlüsünü denedi. Tutturamadı. Tutku vurulmuştu ya bir kez. Yaraya tuz bassa ne yazar ki. Küçük dünyaların büyüklük çukurunda gezinenler ne anlardı, tutkunun ateşinden. Çünkü tutku dedikleri duygu mal ile gerçekleşebilirdi. Bilmezlerdi. Bilemediler de. Mutluluk gerçeğini, ?göç gel?e dayandırınca foya ortaya çıktı. Kapıda bir eşek aranıyordu. Semer çok. Vurmaya hazır olan da. Tutku, ilk kurşunla dizlerinin üzerine düşmüşken diğerleri ardı sıra geldi mermilerin. ?Tık, tık, tık?lar, ?tak, tak, tak?a dönüşmüştü. Vurdukça derinlerinden kopup gelen isyanlarını dişlerini sıkarak tuttu tutku. Bağırmadı. Kırmadı. Dökmedi. Acısını kendisine sakladı. Son kurşun isabet edince yüreğine sırt üstü düştü gerisin geriye toprağın üzerine. Gökyüzüne baktı ki güneş parlamıyor. Birdenbire kızıla döndü her yan. Bulutların altın sarısıyla gökyüzünde bir bayram havası kopuverdi birdenbire. Güvercinler alçaldı yeryüzüne sıra sıra ?kalk ayağa, sen yanlış yapmadın. Sen güçlüsün. Sen kazanacaksın? şarkıları çalarak. O güneşe, güneş o?na baktı sesizce. ?Ah alanları bile affet güneşim? sözlerini beyninden geçirdi ama söyleyemeden boynu düştü. Karardı her yan. Rüzgar sustu bağrına düşen ateşle. Dalgaların fışşş sesi bile kayboldu. Birdenbire karıncalar üşüştü her yanına. Öptüler, cansızlığa koşan vücudunu. Kanlarını temizlediler. Kurşun giren her noktaya yeni hücreler taşıdılar toprağın bağrından. Çanlar çaldı birdenbire dünyanın arzından. Alarm?! Evrendeki tüm iyiler koştu kan paylaşmaya. Yediveren gülleri de yüzünü okşadı, hayat öpücüğü verdi en kırmızısından. Soğumaya yüz tutan o beden birdenbire ısınmaya başladı yeniden. Gözlerini açtı, baktı güneşe. Güneş ?bir daha rüyalarına sakın inanma? der gibi gülümseyiverdi. Yaralarının acısını unuttu birdenbire. O güneşe, güneş de O?na baktı. Halen daha bakışıyorlar, tutkuların asla ölmeyeceğini fısıldaşarak?