Geceler…  geceler…  geceler…

Geceler…

Dili olsa da konuşsa.

Anlatsa.

Dökülerek anlatsa.

Her saniyesini anlatsa.

Seda olup  anlatsa.

Yağmur olup anlatsa.

Sıcak olup yırtınsa da anlatsa.

Geceler… geceler… geceler…

Can gibi can geceler.

Sevgiye özlem duyan geceler.

Aşk ile yıkanmaya aç geceler.

Söz olup gökyüzüne koşu düzenleyen geceler.

Börtü böceği de kucaklayan geceler.

 

Ah geceler geceler.

Bizim geceler.

Gecelerimiz.

Hepimizin geceleri.

Arzulu geceler.

Arzusuz geceler.

Sevgisizlikten  buz kesen geceler.

Siyah yıldızları da sönmüş ya da söndürülmüş geceler.

Geceler.

Geceler.

Bizim geceler.

 

Yaz geceleri.

Bahar geceleri.

Ve hele ki uzun kış gecelerinde.

Bir kadeh şarap  olup uzayan geceler.

Türkülerin oynaştığı geceler.

Şiirlerin her mısrasında duyguları coştuğu geceler.

Bembeyaz bir koyun postu üzerinde sonsuzluğu arzulayan geceler.

Kıvrak bir keman sesi ile boşalan geceler.

Gecelerimiz.

 

Hey hey bizim geceler.

Yalanlarla dolu geceler.

Ve her yalanda biraz daha çöken duyguları katleden geceler.

Oradaki geceler.

Buradaki geceler.

Bar ve pavyonlarda tüketilen geceler.

Aldatan geceler.

Geyiklere taş çıkardan geceler.

Oradayım buradayım palavralarına saklanan geceler.

Oysa, üç kadehin bedelini ödemek için yataklara uzatılan geceler.

Geceler geceler.

Sahte geceler.