Cahit Sıtkı Tarancı'nın "
Hayata beraber başladığımız / Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir / Gittikçe artıyor yalnızlığımız" dizelerini yineleyip duruyorum nicedir. Aydın Hatipoğlu'nun uzun süren hastalığına yenikdostluğumuzdan pek çok anı canlandı gözümde. 57-60 yıllarında oluşan arkadaş grubumuz, sonraları iş güç telaşı içinde pek sık bir araya gelme olanağını bulamadı. Yine de her rastlaşmada, birbirimizi arayışlarda, birlikte olunan toplantılarda yarım kalmış bir sohbeti sürdürür olmanın dinginliğini ve güzelliğini yaşadık. İçtenliğimiz ve dostluk duygularımız hiç yara almadı. Aydın'la tanışmamız lise yıllarımıza rastlar. Liselerarası edebiyat matineleri edebiyata gönül vermiş öğrencilerin kendi şiir ve denemelerini, kısa öykülerini dinleyicilere sundukları ortamlardı. Alkışlardan çok Tahir Alangu, Behçet Necatigil, Necati Cumalı ve Hilmi Soykut gibi öğretici ve yazın ustaları, ürettiklerimiz üzerinde ne düşünüyorlar diye merak eder, onlardan duyacağımız bir iki güzel sözcük bizi mutlu etmeye yeterdi. Aydın'la Turgay Gönenç Haydarpaşa Lisesi'nden, Afşar Timuçin'le ben İstanbul Erkek Lisesi'nden katılırdık bu mahşere. İşte o yıllardan başladı dostluğumuz. Sonraları ben gazeteciliği seçtim. Aydın'sa edebiyatı. Daha doğrusu seçimini erken yaptığı şairliği. Yaşamının hiçbir döneminde terk etmedi şiir yazmayı. Yazko yıllarından beri yayınlanan her kitabını şiirlerinden alıntıladığı bir dize ile adıma imzalayarak gönderirdi. Kitaplığımdan yapıtlarını indirdim, yeniden göz atıyorum şiirlerine. Bu arada ithaf yazılarına da. Mesela Yazko'dan çıkan Son Değil adlı şiir kitabını " kasvet nakışlı perdelere vuruyor" dizesi ile imzalamış. Yıl mı? 1983. Çömçe Gelin-Gebe-Hoyrat üçlemesini "yüzyıllık merhaba!" yazarak imzalamış. Yıl 2000. Yalnız Karanfil Sokağı kitabını ise yine şiirinden alıntıladığı "eriyen ruhlarımızdır lavlar gibi akan" dizesiyle. Leyla ile Mecnun çalışması aşk / olsun kitabında da "Aşkımız hiç eksilmesin" yazmış sevgili dostum. Aydın Hatipoğlu bir duygu insanıydı. Çocuklar aile, yurt sevgisi önemli yer tutardı şiirlerinde. Emek insanlarının dertleri ile dertlenirdi. Anadolu insanını ve onların yarattığı ezgilere hayranlık duyardı. Üretkendi. Yazın çevresinde herkesi dost beller, saygılı davranışını ve yardımseverliğini kimseden esirgemezdi. İnsanlık duruşu neredeyse tüm şiirlerine yansır.
Can dostlarından şair, eleştirmen Eray Canberk'in Aydın'ın şiiri üzerine yaptığı değerlendirme bir tanıklıktır da: "Halk duyarlığı, toplumsal çelişkiler, beklenmedik yerde beliren duygusal ağırlık, şiirinin en belirgin yanlarıdır." Son yıllarda TGC'nin yayın organı günlük Bizim Gazete'de de köşe yazıları yazmaya başlamıştı Aydın bunu da büyük bir titizlik ve keyifle sürdürüyordu.
Sonra talihsiz bir hastalık yapıştı yakasına. Dirençle karşı koydu hastalığına. Şiirden de yazıdan da kopmamaya çalıştı uzun süren hastalığı boyunca. Onu yitirdiğimizde bir cami avlusunda bir araya geldik eski dostları. Çevremize baktık. Ne denli azaldığımızın ayırtına vardık bir kez daha. Zaman acımasızdı. Dostluğu, sevgiyi, paylaşmayı, sanatı yok eden anamal düzeni öyle.
Aydın'a Yalnız Karanfil Sokağı kitabından Tan Ağartısı şiiriyle veda etmek istedim. Siz okurları da bu vedaya davet ederek:
"Uyuyorsun uyuyor su
Ten sesimle ağarıyor sesin
Dal dala yaprak yaprağa değiyor
Ürperiyor nefesim incecik nefesinle
Diken gülü gül dikeni sınıyor
Semaha duruyor canlar yavaştan
Rüzgârla yarışan kuşlar dönüyor
Bir kedi bakıyor kuşkulu kuytulardan
Düm tek vuruyor tef ve kudüm avlusu taştan
Ten yanıyor tin yanıyor tennenni tenenen
Can ve nefes ten ve kafes ney yanıyor aşktan
Eriyen ruhlarımızdır lavlar gibi akan
Ve kavuran hüznün doyumsuz gülünü
Sevdanın vadilerinde korlaşan zaman" düştüğünü öğrendiğimde 50 yılı aşkın