Ikına sıkına, kendinden emin olmadan soru soran iyi bir gazeteci olamaz, yönetici de olamaz. Yağ kokan tarzı olan, aşırı kibar, şekilci kişi de gazeteci olamaz, yönetici olamaz. Ben kabalık yapsınlar demiyorum ama gazetecinin de bir görevi var, yöneticinin de bir görevi var. Doğru soruya doğru ve net şekilde sorup yanıtını almak. Aynı soruyu gerekirse iki üç kez sorulur, cevabını alır ya da alamaz. Ama sorması gerekir. Yeri geldiğinde de masaya yumruğunu vuran, gazetecilik ve gazeteciliğin haklarını savunan kişidir gazeteci. İyi bir gazeteci, normal konuşma sırasında bakışıyla, dinlemesiyle, sorduğu soruyla anlaşılır. En önemli kalite göstergesi ise not almıyorsa bile dinlediğini yazısına yansıtabilen kişi gazetecidir. ( Haaa bunları nereden mi biliyorum. Bunları okuduğum okul öğretti, yaşam öğretti hasbelkader de emek verdiğim yıllar öğretti) Bu yazıdan kendilerine ders çıkaracak kişi sayısı çok denilebilecek kadar fazla iken üstüne alınacak hiçbir kimse olmayacak. (Amaaan sizde. Bende zaten kimse üstüne alsın diye yazmadım. Nasıl olsa birileri? Kişiye yazmış, bana ne demeyecek mi ? Hangi ülkenin atasözüdür bilmiyorum ama aklımda yer ettiği için yazıyorum ? Alkış, zayıfların amacı ve sonudur.? Ne kadar doğru söylenmiş bir söz değil mi? Yukarıda örneklerini sıraladığım gazeteci ve yönetileler bu alkışlardan nasiplerini almıyorlar mı? Hiç sanmam. Bu alkışlar değil mi ki onları zaafa uğratan, zayıf düşüren. Bu alkışlar değil mi ki doğru yaptığını sanıp etraf raflarındakileri küstüren. Yazımın başında da bahsettiğim gibi ıkına sıkına, Kendinden emin olmayan kişiden ne gazeteci olur, ne muhabir olur, ne de BAŞ olur. Bunlardan olsa olsa SALLA baş olur.