Bir insan topluluğunun nasıl yönetildiğini anlamak isterseniz,
Onun müziğine bakın....
Konfucyus
En başta çorbacıbaşı, onun arkasında devleti bağımsızlığı ve islamı temsil eden al, ak ve yeşil sancaklar, ardında 2 zırhlı muhafız arasında 3 tuğ, arkasında mehterbaşı çevgenler, zurnazenler, boruzenler, nakkarezenler, zilzenler davulzenler ve en arkada rüzgarın yeleleri ile oynadığı bembeyaz bir atın üzerinde taşınan kös.....
Üç adımda bir durup yarım sağa, yarım sola dönüp Viyana yakınlarında bir kasabanın Belediye binasına her Cuma bayrak dikilirken hep bir ağızdan söylenen
RAHİM ALLAH, KERİM ALLAH
Sözleri arasında zil, boru, davul sesleri etrafta ilahi bir etki bırakıyordu... Şehir meydanında toplanan halk biraz korku biraz hayranlıkla bu kilometrelerce uzaklardan gelmiş kahramanları seyrediyordu...
12 Eylül 1683 Osmanlıların Viyana bozgunundan yıllar sonra 27 Ocak 1756`da Avusturalya`da Salzburg kentinde bir müzik dahisi doğdu. Bu büyük yorumcu Wolfgang Amadeus Mozart`dı. 3 yaşına gelince ablası Maria`nın çaldığı klavsen parçalarından esinlenerek kendi kendine klavsen çalmaya başladı. Seneler geçtikçe Mozart`ın ayrıca arıtmetik ve resme yeteneği ortaya çıktı. Yaşamının ilk oniki yılında babası ve kızkardeşiyle konserler vererek yaşamını sürdürdü. Tüm Avrupa Kentlerinde saraylarda krallar, kraliçeler, soylular önünde konserler verdi. Müzik yaşamı bu kadar parlak sürmesine rağmen yirmibeş yaşına kadar rahat ve huzur görmeden o kentten bu kente dolaştı. Kar ve yağmur altında yolcu arabalarında, hanlarda, aclıktan ve soğuktan titreyip durdu.
Mehter marşlarıyla Viyana`yı kuşatan Osmanlı Ordusu döneminin klasik müzik bestecisi W. Amandeus Mozart`ı o kadar etkilediki, Türk Marşı gibi eserlerinde kullandığı davullar, ziller Avrupa Müziğini monotonluklardan kurtardı. O dönemde Türklere ait yüzden fazla opera yazıldı. Saraydan kız kaçırma Mozart`ın ününün artmasına sebep oldu. Artık Avrupa sosyeteleri Osmanlılar gibi giyinmeye başlamıştı. Evlerinde Türk Köşesi olmayan zenginler aşağılanıyordu. Saraylar, kasırlar bir yandan mehter marşlarından etkilenen Mozart Müziği ile coşarken diğer yandan tüm bahçeler İstanbul Laleleri ile süsleniyordu.
Mozart`ın en çok sevdiği Viyana Kuşatması sırasında Türklerin bıraktığı kahveden doğan alışkanlık ile Osmanlı Mutfağında askerler için hazırlanmış bugun Avrupada çok tutulan hilal şeklinde kuruvasanlardı.
Ne kadar güzel
Çayın rengi ne güzel
Sabah sabah
Açık havada
Hava ne kadar güzel
Çay ne kadar güzel
Orhan Veli
Mozart 5 Aralık 1791`de Viyana`da olduğu zaman cenazeni fakirler için uygulanan bir biçimde kaldırıldı. Bir rivayete göre cenaze törenine Mozart`ın tanıdığı sadece altı kişi katılmıştı. Ve kadetralde cenaze duasından sonra şiddetli yağmur sebebiyle bu altı kişi cenazeyi terketti. Gömülme işlemi belediye ekiplerince sefiller için ayrılan mezarlıkta tamamlandı. Ve işin en kötüsü büyük araştırmalara rağmen bu mezarın yeri öğrenilemedi.
Müzikle ama sefaletle geçen bir çocukluk
Krallar , Kraliçelerle yaşanan bir olgunluk
Bardaktan boşanırcasına bir yağmur altında
Sefiller için gelen bir ölüm....
Viyanada Kartner Strasse`de, Stephan Kattedraline bakan bir kafede ünlü katedrali seyrederken 1534`de Osmanlı Akıncılarını görsün diye bu katedrale bir kadro tahsis edildiğini ve bu kadronun 1956 yılında Viyana Belediyesince artık Osmanlı tehlikesi kalmamıştır diye iptal edildiğini düşünürken laleler arasında Türk kahvesi içip hilal şeklinde kuruvasan yerken öbür yandan Mozart`ı dinliyordum....
Ve Avrupa Birliğine üyeliğimizin tartışıldığı, günümüzde Avrupada Türklere karşı geçmişten gelen bu korkuyu Demokrasi ve İnsan Haklarına, Cumhuriyete, Atatürk`e olan bağlılığımızdan taviz vermeden, iyi yetişmiş insan güçümüz, güçlü ekonomimiz, özgün müziğimiz, balelerimiz, heykellerimiz, romanlarımız, özetle sanatımızla aşacağımızı ümid ediyorum.
Yorumlar