Sonunda söyleyeceğimizi baştan söyleyelim, diğerlerine bakarız.

Kasabalının ortak paydası olup kasabayı temsil ettiğine inanılan futbol takımının, sorumluluğunu üstlenmek, önce ciddiyet ister.

Orası, gaza gelip, heyecanına yenilip, bir iki yıl için heveslerin giderileceği, sonrasında da “Bu kadar yeter, artık devredelim” denilecek işyeri değildir.

Tribünlere oturduk oynanan oyunu seyrediyoruz.

İşin özünü anlayabilmek için biraz gerilere gidelim.

1981-1982 yılı sonunda Türkiye Profesyonel 1. ligini Beşiktaş şampiyon olarak bitirmişti.

Şampiyonun arkasından sıralama şöyle olmuştu, Trabzonspor, Fenerbahçe, Zonguldakspor, Sakaryaspor, Adana Demirspor, Ankaragücü, Adanaspor, Altay vd.

Sıralamaya baktığınızda ilk üçte herhangi bir sürpriz yok diyebilirsiniz. Ama arkadan gelenleri merak edip, bunlar şimdi neredeler diye meraklanırsanız, biraz sorup soruşturmanız gerekebilir.

Zonguldakspor 1966 yılında Kömürspor ve Esnafsporun birleşmesi ile kurulmuştu.

Aynı yıllarda kasabada da Göztepe ve Güneş Spor takımları birleşmişler Ereğlispor’u kurmuşlardı.

O yıllardan buyana çok şey değişti.

Profesyonel futbol yine bir spor dalı, hatta dünyada en fazla ilgi gören, çok önemli bir yarışma alanıdır!

Aynı zamanda bir sanayi, bilançolardaki kar/zarar rakamlarının yarıştığı, büyük bir yatırım ve kazanç aracıdır. Aynen maden, çelik, otomotiv, turizm vd. sektörler gibi yatırım yapılan, katma değer yaratılan, alınıp satılan, yan sanayileri olan! “Transferler, bahis siteleri, menajerlik firmaları vd. ile.” milyar dolarların döndüğü büyük bir arenadır.

Bazı kayıtlardan anladığımıza göre kasabada ilk futbol takımı 1914 yılında kurulmuş, İsmi Ereğli İdmanyurdu imiş.

Aradan geçen yıllar içerisinde kasaba futbolunda, amatör ruhun, çekişmelerin, hem dostluğun hem de rekabetin tavan yaptığı dönemlerden geçildi. Hatta bir ara Fabrikanın takımı ile kasabanın futbol takımı birleşip, kasabayı 3. Profosyenel ligde de temsil etmişlerdi.

Kasabada bu spora gönül verenlerin sırtlamasıyla işler keyifli ve mutlu bir şekilde yürütülürken.

Sanki her şey bitmiş, kasabanın hiçbir sorunu kalmamış gibi Kasaba Belediyesi adını da ortaya koyarak işin içine girdi, Patronluk koltuğuna oturdu veya oturtuldu.

Sporla siyaset birleşip hırslar depreşince iş profesyonel yarış alanına da taşınınca, kasabalı mutlu oldu ama Kasabanın Belediyesini de hafakanlar basmaya başladı.

Festival yönetmekle, futbol takımını yönetmenin aynı şey olmadığını anladıklarında, paramız bitti yok, lisansları bile çıkartamıyoruz, kulübün kapısına zincir vuracağız, demeye başladılar.

Aynı zamanda da bunun şu kadar maddi gücü var, şunlar, şu kişiler ellerini taşın altına koymalıdır gibi atar gider yaparak, birilerini hedef haline getirip, işin içine çekmeye çalıştılar.

Hedefe konulanlar tüm bunları ya duymazdan geldi, ya da Baba vasiyetlerini mazeret gösterdi. İşin doğrusunu sorarsanız, kimseye zorla bir şey yaptıramazsınız, hele ki böyle bir konuda dayatma da yapamazsınız, yaparsanız da ortada kalırsınız.

Son dakikada, son dakika diyerek, birisinin takıma sahip çıkıp, yükü sırtlamasının heyecanıyla, yelkenler dolduruldu takım o hızla 3.liğe taşındı,

İlk sene sonunda, şampiyonluğun büyük ortağı mali ayağı ben vazifemi yaptım, bana müsaade dedi.

O coşkulu, bulutların üzerinde gezildiği, ortaya daha büyük hedeflerin konulduğu günlerde kısaca şunu söylemiştim, yazmıştım.

“iş profosyenel futbola döndüğünde, işler bu kurumun, şu kişinin veya kişilerin desteğiyle, itelemesiyle fedakârlıklarıyla yürümez yürütülemez. Hatta zaman zaman kasabanın şöyle büyük, böyle cirolu firmaları var diyerek, onlardan şefaat beklemek, çeşitli yollardan davetler yapmak beyhude çabalardır, boş lakırdılardır”

O yıl Zonguldakspor’un ligi 4. bitirmesi tesadüf değildi. Bırakın lig sıralamasını, takım ülkenin en pahalı transferlerini yapıyordu. Merak edenler ligin gol kralı Vefa’lı Erdal’a ne kadar transfer ücreti ödendiğini bulup öğrenebilir. Dünya karmasında oynayan İsa’nın bu takımın formasını giydiğini hatırlarlar.

Çünkü Takım sırtını kömür işletmelerine yaslamıştı, binlerce çalışanın bordrolarından takım için kesinti yapılıyordu. Çalışanlar ay sonunda daha ücretlerini ceplerine koymadan takımın aidatını ödüyorlardı.

Ne zamanki akar kesildi, gelirler azaldı, sonrasında yaşananlar herkesin hafızalarında duruyor.

Şimdi,

Kimse kimseyi kandırmasın.

Bugün birisinin, yarın bir başkasının, daha sonra bir başka heveslinin Başkanlık yapma arzularıyla, delik kovayla değirmene su taşır gibi gözükmelerle bu değirmen dönmez

Geçmişte böyle el açmalarla işi yürütmeye kalkıp, kapıyı aralarsan, yeni su taşıyıcılar bulmak için kongreyi toplayacak kadar adamı bile bir araya getiremezsin.

Bizim ve bize benzeyen kasabalarda futbolda profesyonelliğin sürdürülebilmesi mümkün değildir. Aslında gereği de yoktur.

İlle de bir şeyler yapılmalı deniyorsa,

Eğer amaç manevi hazzı öne çıkartıp, kasabaya hizmet etmek ise, bunun birçok yolu vardır herkeste bilmektedir.

Mesela,

Bizim kasabamız deniz kasabasıdır, bunun nimetlerinden çocuklarımızı yararlandırmak gerekir. Orada bir yelken kulübü var, bir iki tane daha açmanın veya çok daha fazla gencimizi buralardan yararlanmaları su sporları yapmalarının yolları bulunabilir.

Futbol ille de futbol diye dayatırsanız, amacı spor yapmak isteyen futbol oynamak isteyen kasaba çocuklarına hizmet etmenin de birçok yolu vardır, zaten bunun için uğraşan birçok gönüllü arkadaşımız, semt takımlarımız var.

Zamanında kasabaya futbolcu olarak hizmet etmiş abileri, vakitlerinin çoğunu onlara ayırıyorlar, tecrübelerini aktarıyorlar, onların yanına gidin destek verin kol kanat gerin. Bırakım forma alıp gazetelere boy boy poz verip hava atmayı, bu çocuklarımıza malzeme yardımında bulunun.

Demem o ki, son yıllarda

Kasabalının gönül verdiği futbol takımının başkanlık koltuğu,

Üzerinden öyle veya böyle siyasi rant’ların devşirildiği, kişisel PİAR’ları oluşturma gayretlerin basamağı olmuştur.

Bir iki sene için heveslerin giderilip, sonrasında ne olacağının bilinmediği macera haline getirilmiştir.

Nuri ÖZTÜRK / Sapanca