PKK Terör Örgütü üyelerine af vaat eden, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adıyla yasalaştırılan düzenleme 10 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edildi.

TBMM’deki 592 milletvekilinden, 561’inin katıldığı oturumda; 467 Kabul, 87 ret, 7 çekimser oy kullanıldı. TBMM’deki milletvekillerinin yüzde 79’u “evet” dedi. (Allah’tan kimse ölmedi.)

Sonucu rekor oylama diye açıkladılar, ancak asıl rekor 14 Mayıs 1999 tarihinde, Uluslararası Tahkimin önünü açan Anayasa oylamasında yüzde 82 “evet” oyu ile kırıldı. (Şemsi Denizer öldürüldükten 8 gün sonra**).

O oylamada Deniz Baykal CHP’si parlamento dışında kalmıştı ve yeni Genel Başkan Altan Öymen idi. Son oylamada ise CHP’ye iktidar çökmüştü. Yeni Parti adı gibi yeniydi ve parçalı oy kullandı.

Ne yazık ki, emir büyük yerden gelince önce CHP’ye kumpas kuruluyor, sonra böyle rekorlar kırılıyor.

***

10 Ağustos oylamasından önce kendi düşüncemi sosyal medya üzerinden “Yeni Parti’nin İlk Önemli Sınavı” başlığıyla paylaştım. Oldukça ilgi gören paylaşımda, çoğu arkadaşın düşüncelerime katıldığını gördüm.

Yeni Partinin “Hayır” demesi gerektiğini söyledim. “Evet” demesi olasılığını da düşündüğüm için yazımı; “Ancak her şeye rağmen son kararı yurttaş olarak biz vereceğiz” diyerek bitirdim.

Çok sayıda arkadaşım, yeni durum için özelden yazarak ve telefonla arayarak görüşlerimi sordu. Burada yazamayacağım kadar açıklıkla anlattım. Şimdi özetlemek istiyorum.

***

Bizim gibi tescilli solcu sosyolog arkadaşım İsmail Malkoç, paylaşımıma yaptığı yorumda;

“Yeni Parti, bağlamından bağımsız olarak söylüyorum, iktidarın konjonktüre uygun olarak ortaya attığı iki ucu boklu bu değneği tam ortasından tutup, bu yasa(!) her türlü şiddeti, demokratik olmayan siyaset tarzını dışlayan tutarlı ve kararlı gerekçelerle “Evet” demeli. Bu tuzak ancak böyle bozulur diye düşünüyorum” dedi.

Ama bunu yapmak kolay değildi. Her halükarda tepki alacak bir tavırdı. Önemli olan en az hasarla geçmekti. İşte görüş ayrılıkları da buradan kaynaklanıyordu. En az hasar için ne yapılmalıydı?

Yeni Parti kadroları da buna kafa yordular ve kendi aralarında görev paylaşımı yaparak bir tavır koydular.

Herkesin içine sinecek bir tavır olduğunu söyleyemeyiz, ancak samimi ve büyük bir çaba ile bu hasarın en kısa zamanda telefi edilebileceğine inanıyorum.

Her fırsatta belirttiğim gibi ipler iktidarın elinde ve kendisi için avantajlı hamleler yapmaya devam edecek.

Muhalefet ülke gündemini, halkın beklentileri üzerine belirleyecek hamleleri yapmak zorunda.

***

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in hak ettiğinden çok daha fazla tepki aldığını gördük.

Ama bunda şaşılacak bir şey yok.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, ağza alınmayacak sözler söyleyen Devlet Bahçeli, gitti ittifak yaptı. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, aynı şekilde döndü.

Son olarak CHP önceki dönem Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, butlan kararıyla CHP’yi aynı ittifaka taşıdı.

Kılıçdaroğlu ile birlikte uzun dönem görev yapan Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel de yeni yeni güven kazanmaya çalışırken, muhalefetin beklentileri dışında tavır alınca, haklı olarak bazı yeni partililer bile travma yaşama endişesine kapıldı.

Henüz örgütlenme aşamasında olan Yeni Parti kadroları, şimdi bu “evet” konusuna da açıklık getirmek durumunda. Tepkiyi, sempatiye ve desteğe dönüştürmek mümkün.

***

PKK meselesine gelince, o taraftan bazı yazarlar da bu yasadan memnun değiller ve sözü edilen “Kürt” haklarının hiç birisinin dile getirilmediğini, af konusunda da tüm yetkilerin bir kişiye verildiğini, hatta asimilasyona zemin hazırlandığını iddia ediyorlar. Bunun içindir ki taslak Abdullah Öcalan ve birkaç kişi arasında hazırlandı ve tartışmaya açılmadı.

Öyle anlaşılıyor ki ABD, PKK’ya kaynak ayırmaktan vazgeçti. Onlara sıfır maliyetli, onore edici yeni bir görev veriyor. Çünkü Irak’ta ve Suriye’de PKK’ya ihtiyacı kalmadı.

ABD, Türkiye’de de iktidarla uyum içinde. PKK kadrolarını DEM Partiye taşımak ve DEM’i kontrol altına almak, mücadeleyi siyasal zemine çekmek istiyorlar. Cumhur İttifakının da kendi iktidarı için DEM Partiye ihtiyacı var. Öcalan’ı kime teslim ettilerse, şimdi onlara da yeni görevler verdiler.

Emir büyük yerden gelince, dinci kendine göre, milliyetçi kendine göre, terör örgütü ve DEM Parti kendine göre senaryo yazıyor, herkes seçmenine göre bir kılıf uyduruyor. Olan yine bağımsızlıktan, demokrasiden söz eden solculara oluyor.

***

(**) Ağustos 1999’da DSP, MHP, ANP hükümeti vardı. TBMM’de; 2 Ağustos’ta Tahkim, 4 Ağustos’ta Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı görüşülecekti.

Türk-İş Genel Sekreteri ve GMİS Genel Başkanı Şemsi Denizer’in sözcülüğünü yaptığı Emek Platformu özelleştirmelere karşı ülke genelinde eylemler yapıyordu. Türk-İş ve Emek Platformu, 6 Ağustos’ta Genel Eylem yapılması kararı almışlardı.

Partiler karışıktı. Hükümet iki görüşmeyi de erteledi. Türk-İş’te, 5 Ağustos’ta Genel Eylem kararını erteledi. Şemsi Denizer o gece 6 Ağustos’ta yapılacak GMİS Genel Kurulu için Zonguldak’a geldi. 6 Ağustos sabahı kongre açılışında tahkimin sakıncalarını anlattı. Aynı gün gece 12 civarında evinin önünde öldürüldü.

CHP Parlamento dışındaydı. Denizer’den 8 gün sonra 14 Ağustos 1999 tarihinde Uluslararası Tahkimin önünü açan Anayasa değişikliği oylaması yapıldı; TBMM’deki 547 milletvekilinden, 508’i katıldı. Kabul 448 (Rekor oy), ret 45, çekimser 11 ve 2 oy boş kullanıldı. TBMM’deki milletvekillerinin yüzde 82’si “evet” dedi.

Başta Enerji sektörü olmak üzere talan hızlandı. Türkiye hızla ekonomik krize sürüklendi.