KİTABIN adına göz attığımda şöyle bir duraksadım. Bizim erkek egemen topluluğumuzda sınanmamış kadın mı olur? Köyde, kasabada, kentte, evde, işte, yolda hep sınarız kadınları. Uysal mı? Erkek sözüne değer veriyor mu? Evde, tarlada, fabrikada sorun çıkarmadan çalışıyor mu? Eşit işe eşit ücret, kadın hakları, cinsiyet ayrımcılığı gibi toplumumuza ters düşen saçmalıkları var mı? Çok mu okuyor? Yazı, çizi, şiir, film senaryosu, spor, yöneticilik gibi erkek tekelindeki işlere mi bulaşıyor? Böylesi iyiden iyiye sınanmalı. Çünkü hem kendisine hem geleneklerimize zarar. Daha da uzatmak mümkünken sen gel öykü kitabının adını "Sınanmamış kadın" koy. Değerli meslektaşım, kardeşim, dostum İhsan Yılmazın bak şu yaptığına!..
Şaka bir yana İhsan Yılmaz "Sınanmamış Kadın"da insanı bir anda içine çeken, sarmalayan hikaye anlatıcılığı ile beni şaşırttı. Doğrusu İhsanın yeteneklerini ne denli yakından bilsem de, edebiyatın zorlu mu zorlu kulvarı öyküde, üstelik bir ilk kitapla böylesi başarı yakalayacağını düşünememiştim. Keyifle okumaya daldım. Konuyu yakalamada da, akıcı, duru bir dille aktarmada da hiç zorlanmıyor İhsan. Öykülerinin tümünü sevdim. Ama kitaba adını veren "Sınanmamış Kadın"a ayrı bir parantez açmam gerek. Bu öykü, İhsan Yılmazın insan ilişkilerine bakışındaki derinliği, gözlem gücünü su yüzüne çıkarıyor. Yazma eylemindeki içtenliğinin ve öteki öykülerinde yer yer kendini gösteren kara mizahının da ipuçlarını veriyor bize.
Yayın dünyamızı çepçevre kuşatan kolaycılığın içinde edebi tat içeren yapıtlara rastlamak kolay değil. Edebiyatın, sanatın her dalının alabildiğine pazarlandığı günümüzde nitelikli yapıtların okura ulaşabilmesi giderek güçleşiyor. Dilerim İhsan Yılmazın bu ilk öykü kitabını, yayıncılığın tüm güçlüklerine karşın, yenileri izler. Çünkü karşımızda iyi okurun hemen fark edebileceği, yazınımız için yeni bir umut olabilecek nitelikli bir yazar var.
İhsan Yılmazın kitabı Postiga Yayınlarından çıkmış. On bir öykünün yer aldığı çalışma özenli bir baskı ve tasarımla sunuluyor okura. Bu da kitap için bir başka artı.
Alışageldiğimiz üzere bu yazıyı da bir şiirle sonlayayım istiyorum. Gülten Akından bir şiir:
"Gülümserdim"
Karanlığı sevmem, ben olsaydım
akşamın bütün ışıklarını yakardım
odaya dışardan bakıyorum, bir kadın
hemen kalkacakmış gibi koltuğun u
cunda
yandan eğilmişsin
yüzün yüzüne yakın, elin kadının
omzunda
o ben miyim? nice eski ki unuttum
öyle diyor kadın başı önünde
"senden yoruldum"
belki diyemezdim ben olsaydım
küçük küçük gülümserdim belki
belki elini tutardım
oda çok karanlık, ben olsaydım
akşamın bütün ışıklarını yakardım