Bu hafta sizlerle geçen yıl Köseağzı’da kurulması planlanan termik santral gündeme geldiğinde yayımlamış olduğum bilgi amaçlı yazımı tekrar paylaşmak istedim. Malum konu bölgemizin tehdit altında bırakılmak istenmesi. Ve devamlı olarak gündeme gelmiş olması.

Güzel kentimize termik santral kurulmak isteniyor. termik santrallerin çevreye, canlılar üzerine olan olumsuz etkileri bilindiği hatta yaşanmış olduğu halde ısrarla kurulmak istenmesi bizleri nasıl bir tehlikenin beklediğini sizlerle paylaşmak istedim. Bunlar birçoğumuzun bildiği konular ama tekrar hatırlatmakta faydası olduğunu düşünüyorum.

Endüstriyel gelişim yaşamımıza büyük rahatlıklar getirmekle birlikte doğaya ve üzerinde yaşayan canlılara zarar veren çevre sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Dolayısı ile çevre sorunları aniden ortaya çıkmamış endüstriyel gelişim ile birlikte zaman içinde birikerek ortaya çıkmıştır. Önce hava, su ve toprak kirlenmeye başladı. Ardından bitki ve hayvan türleri hızla yok olmaya başladı. Küresel ısınma, ozon tabakasının delinmesi ile doğal denge bozulmaları ortaya çıktı. Nihayet insan sağlığını tehdit eden çevre felâketleri yaşanmaya başlandı. Oysa ki güneş, toprak, su ve hayvanlar insan hayatının devam edebilmesi için olmazsa olmazlardır.

Bu gün dünyada her yıl ortalama 11 milyon çocuk hava kirliliği nedeniyle ölmektedir. Yaşama alanlarının (habitatlar) yok olması nedeniyle, yeryüzündeki canlı türlerinin beşte biri 20 yıl içerisinde yok olacaktır. 1.2 milyar insan temiz içme suyundan yoksundur. Küresel ısınma nedeniyle iklim değişiklikleri yaşamı tehdit etmektedir. İnsan sağlığı için zararlı ışınları süzen ozon tabakası yer yer incelerek görevini yapmakta zorlanır hale gelmiştir. Çarpık kentleşmenin neden olduğu gürültü kirliliği insan sağlığını olumsuz etkilemektedir. Fabrika atıkları doğayı kirletmektedir.

Termik santral küllerinin toplandığı alanda oluşan Radon gazı havaya ulaşmaktadır. Küllerin üzeri toprakla örtülse bile oluşan Radon gazı toprağın gözeneklerinden geçerek havaya karışmakta, yaklaşık 4 gün içerisinde Polonyum’a ve aktif Kurşuna dönüşebilmektedir. Bu nedenle kül yığınları çevreye radyoaktif madde yaymaktadır. Bacadan atılan maddelerin içerisinde en önemli olan radyoaktif madde Uranyum maddesidir.

Termik santraller soğutma, buhar elde etme ve temizleme gibi çeşitli amaçlarla su kullanmakta ve tüm bu işlemler sonucunda tonlarca atık su oluşturmaktadırlar. Atık sular ne kadar işlemden geçirilirse geçirilsin çevre kirliliğine yol açmaktadır. Çünkü sonuç olarak bu sular ya toprağa ve yer altı sularına ya da bir şekilde denize ulaşmaktadır.

Termik santrallerinin çevresel etkileri şöyle sıralanabilir:

1.      Hava Kirliliği

2.      Su Kirliliği

3.      Toprak Kirliliği

4.      Canlılar üzerinde Yaptığı Etkiler

5.      Arazi Kullanımı Üzerindeki Etkileri

İnsanoğlunun en temel hakkı olan yasama hakkı, nefes almak olsa gerek.

Hava kirliliği; havada katı, sıvı ve gaz halinde bulunan yabancı maddelerin insan ve diğer canlıların sağlığına, hayatına ve ekolojik dengeye zarar verecek yoğunlukta atmosferde bulunmasıdır. Atmosfere bırakılan veya termik santrallerden çıkan atıkların çevre üzerinde etkileri olduğu gibi insanların üzerinde de önemli etkileri vardır.

Hava kirliliğinden bazı gruplar daha kolay etkilenmektedirler. Bu gruplar; bebekler ve gelişme çağındaki çocuklar, gebe ve emzikli kadınlar, yaşlılar, kronik dolaşım ve solunum sistemi hastalıkları olanlar, endüstriyel işletmelerde çalışanlar ve düşük sosyo-ekonomik grup içinde yer alanlardır.

Hava kirliliği arttıkça daha fazla ölüm veya hastaneye başvuru gerçekleşmektedir. Hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde insan yaşamın 1-2 yıl kadar daha kısa olduğu literatürde yer almaktadır.

Termik santrallerin doğal çevre üzerindeki olumsuz etkilerinden bir diğeri de yakma sonucunda  çıkan küllerin su kaynakları üzerinde yarattığı kirlenmedir.  

Söz konusu elementler sadece yüzey ve yer altı sularını kirletmemekte, aynı zamanda toprağın kirlenmesine de neden olmaktadır.

İnsanın özgürleşmesi yolundaki ilk büyük adımı doğanın bilincine varması, ikinci büyük adımı ise sınıf bilincine varmasıdır.

Dolayısı ile çevre sorunları ile ilgilenmek politik bir sorumluluk gerektirir. 

                                                 Kaynak :Şengül ARSLAN (BÜYÜKGÜL) çevre sorunları