Adı görkemli adalet saraylarına yolunuz düştüğünde şöyle bir cümle ile karşılaşırsınız: Adalet mülkün temelidir. Merak ederim neden adalet insan hak ve özgürlüklerinin temeli değildir de mülkün temelidir. Adalet terazisinin mülk tarafı emek tarafına göre her zaman ağır basar. Ülkede uzunca bir süredir adaletin eşit dağıtılmadığına yönelik bir inanç var. Bu inancı doğrulayan pek çok da kanıt var. İktidar erki, yani yürütme, yasamayla yargıyı nicedir denetimi altında tutuyor. Yasamayı yani parlamentoyu oy çokluğuyla, yargıyı da Cumhurbaşkanı’nın atamalarıyla… Öyle görünüyor ki gidiş demokrasiyi değil totaliter bir yönetimin çizgilerini takip ediyor. Sadece “adil yargı” istedikleri için ölüm orucuna yatan avukatlarla yalnız iktidar mensuplarının değil Adalet Bakanlığının hatta toplumun büyük bir bölümünün de ilgisiz ve suskun kalması ülke geleceği açısından pek çok şey anlatıyor insana. Hak ihlalleri kesinleşen Demirtaş ve Kavala için de kimse parmağını kımıldatmıyor. Sanırsınız ki adaletin sahibi yok. Sanırsınız ki adaletin vicdanı yok. Adaletin terazisi sadece mülke hizmet ediyor. Varlıklıyı korumaya çalışıyor. Yoksulun ve emek insanının ise adaletten bekleyebildiği pek bir şey yok.

Yaşamın iyisi de kötüsü de insandan gelir. Başka bir deyişle insana aittir. Örneğin insanlığın eski dönemlerine baktığımızda da hakkın ve adaletin eşit dağıtılmadığını görüyoruz. Can Yücel 7. yüzyıldan Bir Çin Şiiri çevirmiş. Gelin ona göz atalım:

Davacı zengin, davalı yoksulsa

Zenginden yana işler yasa

Davacı yoksul, davalı zenginse

Davalıda kalır yine nizalı arsa

Davacı da davalı da zenginse davada

Özür diler çekilir aradan kadı

Davacı da davalı da yoksulsa, bak,

Sade o zaman işte yerin bulur hak

Demek ki sermayenin egemen olduğu her çağda katıksız bir adaletten söz etmenin mümkünü yok. Dönüp dönüp aynı şeyleri yazmaktan sıkılmıyor musun? Diyebilirsiniz. Elbette sıkılıyor insan. Ama çevrenizde bir şeyler hiç değişmiyorsa, kadınlar yine şiddet görüyor öldürülüyorsa, küçük çocuklara taciz sürüyorsa, işçilerin güçlükle elde ettikleri hakları gasbediliyorsa bunlardan söz etmeyip de ne yazacağız. Gazetecilerin iktidar sahiplerine soru bile soramadıkları, pek çok meslekte olduğu gibi gazetecilikte de işsizliğin çığ gibi büyüdüğü bir ortamda hangi demokrasiden söz ediliyor. Kimi bakanlar hiç duraksamadan bir yandan kendilerine soru sormaya çalışan dürüst gazetecileri azarlar, tehdit ederken bir yandan da Türkiye’yi ileri demokrasiye götüreceklerini söylüyorlar. Borç yükünün dar gelirlinin, işçinin ve yoksulların sırtına bindiği günlerde ekonominin en iyi dönemini yaşadığını söyleyebiliyorlar. Özetle terazinin doğru yanı bir türlü yukarı kalkmıyor. Tehditle, sindirmeyle, korkuyla ülke yönetmenin daha uzun süre devam edeceğine inanıyorsa iktidar sahipleri çok büyük bir yanılgı içindeler. Tıpkı koronavirüsün kendini yok edeceği gibi bu tür bir yönetim hayali içinde olanlar da yok olup gidecekler.

Geleneğimizi bozmayalım bu yazıyı da bir şiirle bitirelim. Özdemir Asaf’tan dizelerle. “EGO”

Son kadeh içilmiş,

Son söz edilmişti.

Bir düşünce sardı hepsini…

Bir hatıra,

Bir hırs,

Bir kıskançlık,

Bir yanıltı

Bir kardeşlik,

Bir yanlışlık,

Bir kin,

Bir ümit,

Bir şey…

İnsana ait.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner185