İnternet temel hak ve özgürlüklerin ifade edilmesindeki en özgür ortamdır.  Böyle bir ortamı reddediyorlar ve karanlıklar içinde yaşayan bir ülkeyi yönetmek istiyorlar. İnternet’in rengini siyaha boyamak yöneticilerin yönetme becerisi olarak kabul ediliyor. Böylece özgürlükler istisna, karanlıklar esas oluyor. Herkesin görüş edinme hakkı yerine sansürün her türlüsü gerçekleri öğrenme hakkının üstünü örtüyor!   

5651 sayılı ve 4.5.2007 kabul tarihli “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” kısaca İnternet Kanunu olarak bilinir. Amacı ve kapsamı; içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülük ve sorumlulukları ile internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik, yer ve erişim sağlayıcıları üzerinden mücadele etmek ve bu konuda esas ve usulleri düzenlemektir. Amaç İnternet ortamında yapılan yayınları düzenlemek ve/veya internetle ilgili temel ilkeleri belirlemek değildir.

Asıl amaç İnternet ortamında yapılan yayın yoluyla işlenen suçlarla mücadele etmektir. Yönetime uygun suç yoksa; suç yaratmaktır. Sorumlu yoksa herkesin sorumlu olduğu bir ortam yaratmaktır.

Anayasa Mahkemesi 10 Ocak 2024 tarihli basın duyurusuyla 5651 sayılı İnternet Ortamındaki Yayınlara ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’da yapılan bazı değişikliklerin iptaline karar verdiğini duyurmuştur.

Anayasa Mahkemesi 11/10/2023 tarihli E.2020/76, Karar 2023/172 sayılı kararı ile 7253 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı maddeleriyle 5651 sayılı Kanun’da yapılan bazı değişikliklerin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. İptal kararı 10.01.2024 tarihli ve 32425 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmıştır. AYM iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete ’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.

Dolayısıyla 5651 sayılı ana kanununda yapılan değişiklikler 10 Ekim 2024 tarihinden itibaren iptal edilmiş olacak ve yürürlükten kalkacaktır.  

Birçok maddenin yanında, 29.07.2020 kabul tarihli 7253 Sayılı Kanun’la 5651 Sayılı Kanun’un 8. ve 9 uncu Maddelerinde yapılan değişiklikler Anayasa Mahkemesi kararının özünü oluşturmaktadır. Yani “İçeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi kararları ile yerine getirilmesi” hakkındaki kanun değişikliği basın özgürlüğüne ve ifade özgürlüğüne aykırıdır.

Bir başka anlatımla İnternet ortamında yayınlar bakımından sürekli başa dönülen bir süreç yaşanmaktadır. İçinde bazen demokrasi açıklamaları, bazen hukuk devleti bazen yargı reformu açıklamalarıyla baskı ve sansürü getiren kanuni düzenlemeler sürekli kabul edilmekte ama Anayasa Mahkemesinden geri dönmektedir. Bu yüzden Anayasa Mahkemesine kızgınlıkları her geçen gün artan Yürütme; aydınlanmayı sevmez ve tanımaz. Hukuktan hoşlanmaz, İnternete nasıl sansür uygulayacağı hakkında kanun üretir.   

Anayasa Mahkemesinin Basın Duyurusunda açıklanan sonuçlara göz atmak gerekir…  

Anayasa Mahkemesine göre; verilmiş olan erişim engellemeleri ve içerik çıkarmaları masumiyet karinesine veya Anayasaya uygun mudur?  Değildir!

“Anayasa’nın 38. maddesi suç şüphesi altında bulunan kişiyle ilgili olarak çeşitli tedbirler alınmasını mutlak olarak yasaklamamaktadır. Suç şüphesi altında bulunan kişiye ilişkin olarak çeşitli adli ve idari tedbirlerin alınmasının önünde anayasal bir engel bulunmamaktadır. Ancak öngörülen tedbirin ceza yargılaması süreciyle bağlantılı olarak yürütülen geçici bir tedbir niteliğinde olması gerekir. Ceza yargılaması sürecinden tamamen kopuk olarak uygulanan ve nihai nitelik taşıyan tedbirler, kişinin ceza mahkemesi kararından önce suçlu muamelesi görmesi sonucunu doğurduğundan masumiyet karinesini zedeler.

Dava konusu kurallarda öngörülen tedbirin ceza yargılaması sürecinden kopuk ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı (Başkan) tarafından yapılacak bir suç tespitine bağlı olarak uygulanan nihai bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.

Başkan tarafından uygulanan idari tedbirin gerekçesini oluşturan suçla ilgili olarak başlatılan ceza soruşturması sürecinde tedbir kararının gözden geçirilemediği, yargılama mahkûmiyet dışında bir hükümle neticelense bile tedbir kararının ayakta kalmaya devam ettiği görülmüştür.

Bu durumda, bir kimsenin suçlu olduğu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla tespit edilene kadar ona suçlu gibi muamele edilemeyeceğine ilişkin güvencenin anlamsız hâle geldiği kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak ceza kanunlarında suç olarak düzenlenen eylemlerin işlendiğinin henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla tespit edilmeden, idari bir makamın yapacağı suç tespitine bağlı olarak nihai bir tedbir mahiyetinde olan içeriğin çıkarılması kararı verilmesinin ve bu kararın icra edilmemesi durumunda idari para cezası uygulanmasının masumiyet karinesini ihlal ettiği değerlendirilmiştir.” (AYM kararı 11.10.2023)

Anayasa Mahkemesinin vardığı bir başka sonuç; basın özgürlüğü ihlal edilmektedir…

“Dava konusu kurallar, internet ortamında yapılan yayınların içeriğinin yayından çıkarılabilmesine ve/veya bu yayınlara erişimin engellenmesine imkân tanımak suretiyle ifade özgürlüğünü ve bu yayının internet haberciliği kapsamındaki bir yayın da olabileceği gözetildiğinde basın özgürlüğünü sınırlamaktadır.

Anayasa’nın 13. maddesi gereğince böyle bir sınırlamanın kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebeplerine, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir.

Anayasa Mahkemesinin ifade ve basın özgürlüklerine 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesine dayanan müdahaleler kapsamındaki bireysel başvurular ile önüne getirilen olaylara ilişkin kararlarında geniş bir içtihadı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri ([GK], B. No: 2018/14884, 27/10/2021) kararında anılan maddeyle getirilen usule ilişkin tespitlerde bulunmuştur.

Anılan kararda 9. maddenin uygulanması bağlamında sulh ceza hâkimliklerinin çelişmeli bir yargılama yerine getirmeden, gecikilmeksizin ve hızlıca bertaraf edilme ihtiyacını ortaya koyamadan sonuca vardıklarının anlaşıldığı ve çatışan haklar arasında adil bir denge gözetiminin sağlanmasına ilişkin bir yaklaşımın tespit edilemediği vurgulanmıştır.

Ayrıca gerekçeli kararların somut olayların şartlarından bağımsız ve genel ifadeler içerdiği, olaylara konu yayınların kişilik haklarını apaçık bir şekilde ihlal etmiş olduğu tespitinin nasıl yapıldığının anlaşılamadığı açıklanmıştır.

Benzer durumun sulh ceza hâkimliği kararlarına itiraz edilmesi üzerine verilen kararlarda da yer aldığı ifade edilmiştir. Bu çerçevede 9. maddenin kapsamı ve sınırlarının belirli olmamasının yargı makamlarına geniş bir takdir alanı yarattığı ve Anayasa Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin somut olaylara bakıldığında 9. madde kapsamında verilen kararlara karşı itirazlardan sonuç almanın zor olduğunun görüldüğü değerlendirilmiştir.

Öte yandan dava konusu kuralların kişilik haklarına yapılan saldırılara karşı internet içeriğinin sınırlanmasına yönelik kademeli bir müdahale yöntemi sunmadığı görülmüştür.

Kurallar kapsamında yapılan sınırlamanın internet ortamında yer alan belirli bir içeriğe erişimi engellemek suretiyle o içeriğin belirli bir ülke sınırları içinden ulaşılmasına, kararın verildiği tarihten itibaren süresiz olarak engel olduğu anlaşılmıştır. Bu yönüyle kurallar ifade ve basın özgürlüklerine ağır bir müdahale teşkil etmektedir.

Kurallar ile düzenlenen usul, internet ortamında bulunan zararlı içeriklerle diğer başka usullerle mücadele edilebildiği sürece başvurulmaması gereken bir yöntemdir. Bu çerçevede kuralların kamusal makamların takdir yetkisini daraltarak keyfî davranışların önüne geçebilmek için usule ilişkin güvenceleri sunmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca kuralların demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve orantılı karar verilmesini sağlayacak güvenceleri de barındırmadığı sonucuna ulaşılmıştır.”

İnternet geliştikçe, sosyal medyada olup bitenler siyasal iktidarı rahatsız ettikçe başvurulan tedbirler ve kanun değişiklikleri birbirinin tekrarı niteliğindedir. Temel hak ve özgürlüklerin sürekli ihlalini yaratmaktadır. Sorumlulara sosyal medya yayınlarından sorumlu olanlar eklendiği gibi bütün eleştiriler suçtur, her protesto eylemi cezalandırılmalıdır.

Kısaca Anayasanın Anayasa’nın 36. Maddesi herkesin yargıya başvurma hakkını iddia bulunma, savunma yapma ve adil yargılanma hakkını güvence altına almıştır. Bu güvence İnternet ortamında yoktur. Anayasa’nın 38. Maddesine göre “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” Kanun değişiklikleriyle herkes daha başında suçludur ve devamlı suçlu kalması sağlanmaktadır. Bunu kanunilik kabul edenler aydınlığa ve İnternete düşmandırlar.

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının unsuru olan masumiyet karinesi; hakkında suç isnadı bulunan kişi hakkında suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması hukuk devleti olmanın olmazsa olmaz koşuludur. Bu koşul İnternet ortamındaki yayınlarda ve haberlerde yoktur!  

Masumiyet karinesi uyarınca, bir kişinin suçlu olarak nitelendirilebilmesi ve hakkında ceza müeyyidesinin uygulanabilmesi, kesin hükümle mahkûm olmasına bağlıdır. İnternet ortamındaki yayınlarda böyle bir bağlayıcılık yoktur. Bağımsız bir mahkeme tarafından verilen bir hüküm bulunmaksızın kişilerin İnternet yayınlarından dolayı suçlu kabul edilmesi masumiyet karinesi güvencesiyle çelişir. Anayasa’nın 38. maddesine göre; bir kişiye suç isnadı idari yaptırım öngören fiilleri de kapsayabilir.

Anayasa Mahkemesi; iptal kararını verirken, 5651 sayılı Kanun’un 8. Maddesine göre “içeriğin çıkarılması kararının suç isnadına ilişkin bir güvence olan masumiyet karinesine aykırılık teşkil edip etmediğinin tespiti” gerektiğine göre değerlendirme yapmıştır.

Anayasa Mahkemesine göre; içeriğin çıkarılması kararı suç işlendiği tespitine bağlı kılınmış ise de kendisi bir ceza değil idari bir tedbir niteliğindedir. Bu tedbir cezalandırma ve caydırıcılıktan ziyade içeriği söz konusu Kanun’un 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan suçları oluşturan yayınların internet ortamından sürekli olarak kaldırılması amacına yöneliktir. Dolayısıyla AYM içeriğin çıkarılması kararının bir suç isnadı niteliğinde olmadığı, medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili bir işlem olduğu kanaatindedir. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarda masumiyet karinesi uygulanabilir. Kişi hakkında suçluymuş gibi herhangi bir işlem tesis edilmemesi, tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunulmaması gereklidir. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir .

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlarının erişim engelleme ve içerik çıkarma kararları vermeleri kanuni midir?

 

Başkanlar yani Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanları ne yapar?

Kanun nasıl bir yetki vermektedir ki; erişimin engellenmesi, içeriğinden yayından çıkarılması gibi konularda karar vermektedir…

 

Yürütmenin takdir yetkisini kim denetler?

İçeriğin çıkarılması kararı verilmesi şeklindeki idari tedbir bir suç şüphesine bağlı olarak uygulanmaktadır. Böyle bir şüphenin olduğuna dair karar veren ve Yürütme organına dahil Başkanlar bu yetkiyi keyfi olarak uygularlarsa; ne olur? AYM’ye göre; ceza yargılaması sürecinden tamamen kopuk olarak uygulanan ve nihai nitelik taşıyan tedbirler, kişinin ceza mahkemesi kararından önce suçlu muamelesi görmesi sonucunu doğurduğundan masumiyet karinesini zedeler.

 

Anayasa Mahkemesinin isabetle belirttiği gibi erişimin engellenmesi ve içeriğin çıkarılması hakkındaki kararlar masumiyet karinesini ortadan kaldırmaktadır.

“85. Dava konusu kurallarda öngörülen tedbirin ceza yargılaması sürecinden kopuk ve Başkan tarafından yapılacak bir suç tespitine bağlı olarak uygulanan nihai bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Başkan tarafından uygulanan idari tedbir, tedbirin uygulamasının gerekçesini oluşturan suçla ilgili olarak başlatılan ceza soruşturması sürecinde gözden geçirilememekte, yargılama mahkûmiyet dışında bir hükümle neticelense bile içeriğin çıkarılması kararı ayakta kalmaya devam etmektedir. Bu durumda, masumiyet karinesinin birinci boyutunu oluşturan ve bir kimsenin suçlu olduğu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla tespit edilene kadar ona suçlu gibi muamele edilemeyeceğine ilişkin güvence anlamsız hâle gelmektedir.

86. Sonuç olarak ceza kanunlarında suç olarak düzenlenen eylemlerin işlendiğinin henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla tespit edilmeden idari bir makamın yapacağı suç tespitine bağlı olarak nihai bir tedbir mahiyetinde olan içeriğin çıkarılması kararı verilmesinin ve bu kararın icra edilmemesi durumunda idari para cezası uygulanmasının masumiyet karinesini ihlal ettiği değerlendirilmiştir.”

Dolayısıyla kanuni düzenleme Anayasa’nın 36. Maddesindeki hak arama hürriyetine ve adil yargılanma hakkının gereği olan suç ve cezalara ilişkin 38. Maddesindeki masumiyet karinesine aykırıdır. Bu nedenlerle AYM bu düzenlemelerin iptaline karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi 9. maddenin uygulanması bağlamında sulh ceza hâkimliklerinin çelişmeli bir yargılama yapmadan, gecikilmeksizin ve hızlıca bertaraf edilme ihtiyacını ortaya koyamadan sonuca vardıklarını tespit etmiştir. Çatışan haklar arasında adil bir denge gözetiminin sağlanmasına ilişkin bir yaklaşımın olmadığı tespit edilmiştir.

Ayrıca gerekçeli kararların somut olayların şartlarından bağımsız ve genel ifadeler içerdiği, olaylara konu yayınların kişilik haklarını ilk bakışta görülebilecek ve apaçık bir şekilde ihlal etmiş olduğu tespitinin nasıl yapıldığının anlaşılamadığını açıklayan AYM; benzer durumun sulh ceza hâkimliği kararlarına itiraz edilmesi üzerine verilen kararlarda da değişmediği görüşündedir.

Kısaca; kararlar gerekçesizdir. Somut olayla ilgili değildir, basmakalıptır. Sınırlandırmadır.  

Bu çerçevede 9. maddenin kapsamı ve sınırlarının belirli olmamasının yargı makamlarına geniş bir takdir alanı yarattığını belirten Anayasa Mahkemesi yapılan bireysel başvurularda açıklanan somut olaylara bakıldığında 9. madde kapsamında verilen “kararlara karşı itirazlardan sonuç almanın imkânsız olmasa da zor olduğunun görüldüğü” tespitinde bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesine göre kanuni düzenleme kişilik haklarına yapılan saldırılara karşı internet içeriğinin sınırlanmasına yönelik kademeli bir müdahale yöntemi sunmamaktadır.

Bir kez erişimin engellenmesi kararı verilince sonuç nedir ve ne olmaktadır?

Süresiz engelleme ortaya çıkmaktadır. Kararın denetimi etkisiz ve sonuçsuzdur. Anayasa Mahkemesi verdiği iptal kararında;  kanunla yapılan sınırlamanın internet ortamında yer alan belirli bir içeriğe erişimi engellemek suretiyle “o içeriğin belirli bir ülke sınırları içinden ulaşılmasına, kararın verildiği tarihten itibaren süresiz olarak” engel olduğu kanaatindedir.

“Bu yönüyle kurallar ifade ve basın özgürlüklerine ağır bir müdahale teşkil etmektedir. Kurallar ile düzenlenen usul, internet ortamında bulunan zararlı içeriklerle diğer başka usullerle mücadele edilebildiği sürece başvurulmaması gereken bir yöntemdir.

Bu çerçevede kurallar, kamusal makamların takdir yetkisini daraltarak keyfî davranışların önüne geçebilmek için yargılama hukukunun usule ilişkin güvencelerinin yanında demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve orantılı karar verilmesini sağlayacak güvenceleri de barındırmamaktadır”

Bu görüşlerle Anayasa Mahkemesi İnternet ortamında içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi kararları Anayasa’nın 13., 26. ve 28. maddelerine aykırı bulmuş ve düzenlemeyi iptal etmiştir. 

Sonuç olarak İnternet ortamında yapılan yayınlardaki kanun değişiklikleri ve aslında asıl kanunun kendisi; adil yargılanma hakkına, hak arama özgürlüğüne, kanunilik ilkesine ifade ve basın özgürlüğüne aykırıdır. Demokratik hukuk düzeni ilkelerine aykırı düzenlemelerle ne demokrasi ne hukuk devleti kurulabilir!

Aklınızda kalsın; İnternet özgürlüktür, deniz feneri gibidir!