Bana göre çağımız insanının hayata tutunabilmek için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır yalan. Teknoloji büyüyüp geliştikçe yalanın gücü de, yaygınlığı da giderek artıyor. Yoksul halkları sömürme üzerine kurulu yeni dünya düzeninin en etkili silahlarından biri değil midir yalan? Anımsayın, barış, demokrasi yerine Ortadoğu’ya zulüm ve ölüm götürdüler. “Arap Baharı” nın altından da çok uluslu devletlerin, çok uluslu şirketlerin çıkarı için insanların birbirini boğazladıkları bir savaş çıktı. Ucu günümüzde Türkiye’yi de yıpratan dengeden çıkmış bir Ortadoğu politikası… Ellerinde bulundurdukları devasa iletişim aygıtları anamal düzeninin çıkarları doğrultusundan “yalan haber üretim merkezleri ”ne dönüştü. Bir bölgeyi gündeme getirdiklerinde eğer “Barış” sözcüğünü kullanıyorlarsa bilin ki o bölgede savaşın eli kulağındadır. Yalan tüm dünyada siyasetçilerin en çok kullandığı sözcük. Halklarına, birbirlerine çoğu zamanda en yakın dostlarına… Toplumlar yalana alıştırıldıkça yeni yetme kuşaklarda önce ailelerden, sonra da çarpık eğitim düzeninden bir meziyet olarak ortaya çıkıyor yalan. Yalansız yaşam sürdüren bireylere ise acınası gözlerle bakılıyor, kısaca “enayi” deniyor.

Yalanın da çeşitleri var elbet. Sevgiliye söylenene masum yalan, habire olur olmaz sorularla sizi bunaltanlara söylediğiniz yalana da “beyaz yalan” diyoruz. Bir de hurafelerle insanları özellikle de çocukları korkutmaya, edilgin kılmaya mahsus yalanlar var. Yobazların ürettikleri bu yalanlar toplumlar için en tehlikeli olanlarıdır.

Yalandan söz ettikçe Özdemir Asaf’ın dizelerini hatırlamamak olmaz : “Bana yalanlar söylese yetinecektim /ama bana yalan söyledi…” Pek uzmanlık alanıma girmese da yalan üzerine bir şeyler çiziktirmek geldi içimden. Çevremizde, yolda- izde, yazılısı- görseli, reklamlarıyla medyamızda, siyaset erbabında o denli çok yalan var ki kaçacak yalansız bir sığınak bulmakta zorluk çekiyor insan. Gelin bu yazıyı kendisine sığınak olarak Bodrum’u seçmiş bir şiir, resim ustamızdan İlhan Berk’ten (D. 18.11.1918 - Ö. 28.08.2008) dizelerle bitirelim.

Sahi Siz mi Geldiniz. Saksılarım Işıdı

Sahi Siz mi Geldiniz. Saksılarım Işıdı
Güzel Ağzın belli çarşılardan geçmişsiniz
Bunlar Akad’da öyle defterler, kitaplardı
Cumartesi işte ellerinizi değdiniz
Usumda ben sizinle ne güzel gökler tuttum
Büyüttüm kiliseler gibi yalnızlığımı
Baktım yazılarıma, kentlerime görüyorum
Siz getirdiniz bu şey padişah akşamını.
Böyle bir karanlık, f’li öyle bir şeydiniz
Bize o sulardan bir o rüzgârlardır vurmuş.
Akad’da bir gül güler şimdi mektuplarda
“Bir Haziranla bir başka Eylül arasında.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner185