İkinci Meşrutiyetle birlikte basından sansürün ilk kez kaldırılışının yıldönümü bugün.Üstelik matbaalarına gelen sansür memurlarını içeri sokmayarak göstermiş tepkilerini o dönemin gazetecileri ve yayıncıları.Günümüzde ise sansür örtülü yapılıyor.İktidar, iktidara bağlı kurumlar,geleceğini bu gruplarla işbirliği yapmakta gören gazete patron ve yöneticileri bu alanda giderek ustalaştılar.Haber saklama,dezenformasyon gazete sayfalarında,ekranlarda başını almış gidiyor.Buna, gazete çalışanları üzerinde baskılar ve ,tehditlerle yaratılan korku ikliminin getirdiği oto sansürü de ekleyiverin.İşte size halkın doğru ve yansız bilgilenme hakkı.İşte size ileri demokraside basın özgürlüğü.
Medya tarihimize şöyle bir göz attığınızda gazete çalışanlarının kendi hakları için ciddi bir mücadele verdiklerine, örgütlerine sahip çıkabildiklerine, meslek ilkelerinin toplumda benimsenebilmesi için özen gösterdiklerine tanık olamazsınız.24 temmuz 1908 bu açıdan bakıldığında bir istisna sayılabilir.24 Temmuz 1908 günü, gazeteci ve yayıncıların ilk kez ortaya koydukları onurlu bir duruş olarak yenini almıştır basın tarihimizde. !961yılına gelindiğinde, 5953 sayılı yasanın bazı hükümleri 212 sayılı yasayla çalışanlar lehine değiştirilirken , dönemin gazete patronları direniş göstermiş,sendikalı gazeteciler bu direnmeye işten atılmayı da göze alarak boyun eğmemişlerdir.Evet ama arkalarında da Milli Birlik Hükümetinin açık desteğini bulmuşlardır.Acaba bu destek olmasaydı patronlara karşı direniş yine de aynı yaygınlıkta yapılabilir miydi? Yoksa sendikalı gazeteciler yine meslektaşları tarafından yalnız mı bırakılırlardı .Günümüzde yaşananları gördükten ,tanıklık ettikten sonra kanımca ikinci soruya olumlu yanıt verebilmek olanaksız.Çünkü hemen izleyen yıllarda bir iki patronun çalışanlarına sendikalarını terk etmeleri halinde daha iyi koşullar sağlayacağını vaat etmesi onların örgütlerine sırt çevirmesine yetmiştir.Bu tavra direnç gösteren az sayıdaki gazeteci dışında söz konusu gazetelerin hemen tüm çalışanları bir anda en yakın notere koşarak sendikalarından istifa ettiler. O arkadaşlar halen bu meslekte kalem oynatıyor.ekranlarda boy göstererek değerli fikirlerini kamuoyuna sunuyorlar .Yeni medya düzenini gençlere anlatmayı da ihmal etmiyorlar.Hele içlerinde bazıları var ki şimdilerde işleri güçleri sağda solda Türkiye Gazeteciler Sendikası aleyhinde konuşmak,sendikayı kötülemek,çalışanların örgütlerini bölme yolundu çaba harcamak .Neredeyse, yozlaşan,giderek dibe vuran medyanın sorumlusu ilan edecekler çalışanının hakkını arayan,hak haberciliğinden yana tavır koyan örgütleri.Türkiye Gazeteciler sendikasını yok etme girişimlerinde iktidar yanında olmaktan gocunmuyorlar.Ne acı.Düşünüyorum da acaba gazeteciler kendi haklarını daha ne kadar iktidarlardan,sermaye kuruluşlarından bekleyecekler.Daha ne kadar kendilerini çıkar odaklarının kullanımına terk edecekler.Daha ne kadar Siyaset-Sermaye-Medya üçgeninin sadık çalışanları olmayı sürdürecekler.Daha ne kadar cezaevlerini dolduran gazetecileri,işlerinden atılan meslektaşlarını görmezden gelmeyi becerebilecekler..Daha ne kadar halkın doğru,yansız bilgi edinme hakkı da demek olan basın özgürlüğüne ihanet edecekler.Doğrusu bunun yanıtı yine gazetecilerin kendi vicdanlarında olmalı.Eğer bir vicdanları varsa