YAŞAMA veda ettiğinde, genç bir kadının ardında kalan yalnızca üç sözcükten oluşmuş bir nottu: ?Ne çok acı var..? Bir insan trajedisi der geçer misiniz? Yoksa şiddet, nefret, yok etme dürtüsü, sevgisizlik ve yoksullukla kuşatılmış kendi küçük dünyamız üzerine bir yüzleşmeyi mi yeğlersiniz? Toplumda artık sevinçleri de acıları da ortak bir paydaya oturtup paylaşamadığımızın farkında olmalısınız. Yıllarla beraber insanlık adına edindiğimiz değerler kolayca törpüleniyor, giderek yitiyor bir bir. Yaşamdan çok ölümle kol kolayız; ne yazık!
Sahi ne çok ölüm, ne çok acı var çevremizde. Gün be gün büyüyen, gezegenimizi de kaplayan bir salgın sanki. Açlıktan ölümler, bebek ölümleri, umarsızca sokağa bırakılıveren çocuklara musallat ölümler, bir oyun sadeliğinde seyrettiğimiz savaşların yol açtığı yıkım ve ölümler, insan eliyle dengesini bozduğumuz doğanın intikamı ölümler, yeni teknolojilerin, yeni nükleer deneylerin, kazanç hırslarının üzerimize saldığı  hastalıklar ve ölümler... Bilge Montaigne ölüme değgin bir denemesinde uyarır insanlığı bir tek tümceyle:
?Hayat kendiliğinden ne iyi ne kötüdür: Ona iyiliği, kötülüğü katan sizsiniz? der. İnsanlığın yaşadığı onca deneyimden, yıkım ve felaketlerden ders aldığını söyleyebilir miyiz? Üç gün önce, uzun yıllara yayılan emek ürünü güzel  ve mutlu birlikteliği eşinin ölümü ile sonlanan can dostlarımdan birinin yanında, onu teselli edecek birkaç sözcük  ararken çaresizdim. Acıyı paylaşabilecek olan gözlerdi salt, sözler değil. Doğrusu bu diye düşündüm. Ağzımdan dökülen sözcüklere kendim bile kulak veremedim. Dostum da öyle. Bakışlarımızla paylaştık acıyı. Göz pınarlarımızdan taşan yaşlarla. Birbirimizi anlamamız için söz gerekmedi. Ne mutlu ki biz hâlâ tasayı da acıyı da yeri geldiğinde sevinci de paylaşmayı becerebilen bir kuşaktandık. İçimizden geldiğinde ağlamaktan da doyasıya gülmekten de gocunmadık hiç... 
Bir duygu adamı, bir büyük ozan Cemal Süreya. Onun dizelerini dostuma adayayım istedim. Dostuma ozanın şiir demetinden ?Bir Çiçek? vermiş olayım. O beni anlayacaktır:

?Bir çiçek duruyordu orda, bir yerde,
Bir yanlışı düzeltircesine açmış;
Gelmiş ta ağzımın kenarında
Konuşur durur.

Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
Güverteleri uçtan uca orman;
Aldım çiçeğimi şurama bastım
Bastım ki yalnızlığımmış.

Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.?