Saat yeni güne geçti bile. Dakikalar ilerliyor azgınca ve depdeli siyah yıldızların sıcaklığında yine bir umutlu bir umutsuz. Gece karanlık. Gece yine ıssız. Ve yine yalnız. Geceler ve yaşam. Geceler bir sazın telinden dökülen haykırış. Geceler hep gebe. Geceler dolu dolu da. Saat ilerliyor işte. Sabahat Akkiraz söylüyor ?yüce dağ başında? diye dost türkülerinden bir tutam sunarak. Yumuşak bir ses. Çok içten. Güleç yüzlü de. Su gibi. Islak bir yağmur tanesi sanki. Belki de ekinlerin ortasındaki yalnız gelincik. Bak şimdi ne diyor: Ne ağlarsın/ benim zülfü siyahım/ bu da gelir bu geçer sen ağlama/ göklere erişti feryadım ahım/ buda gelir bu da geçer ağlama? Geceleri ağlatıyor türküler. Yanık yanık. Anadolumun toprağından yayılan doğaçlama. Bir ak güvercinin süzülüşü. Kırmızı şarabın buruk ve hoş tadı. Sakız leblebinin sertliğinde. Dinle yine: Bu da gelir bu da geçer sen ağlama/ göklere erişti feryadım/ bu da gelir bu da geçer ağlama? Geceler ve türküler. Geceler ve gecelerin sevdaları. Geceler hep gece. Hep karanlık. Hep siyah. Geceler o kadar çok ki. Yıllar yılları kovaladıkça mutlulukla dolu ve doygun olması gereken geceler tükeniyor gece ayazlarında. Tık yok. Tıklamıyor. Tıksız kalıyor geceler. Tık tık tık demek istese de tıksız kalıyor. Tıklar umutsuzluk kervanına binip gitti. Ağlayarak gitti. Sızlayarak gitti. Umutsuzlukları yüklenerek gitti. Sevgiyi taşıyamayanlara inat gitti. Özlemleri özlemsizliğe tutsak ederek gitti. Kırarak dökerek gitti. Kullanarak gitti. Mezarlıkta edilen yeminleri çiğneyerek gitti. Ulu çınarların gölgesindeki hoşluğu unutarak gitti. Yaşlı adaletten alınan şefahata rağmen gitti. Geceler yırtılıyor. Geceler ağlayarak yırtılıyor. O ıssızlığın içinden yükselen çığlıklar sazın tellerinde ün verip yırtılıyor. Sazın ustası konuşturuyor yüreğini. Hünerini ifade ederek gülümsüyor sanatçının ses telleri. ?Bu da gelir bu da geçer sen ağlama/ göklere erişti feryadım/ bu da gelir bu da geçer ağlama? diyor yine. Bu da geçer tabi. Kimler geldi kimler vurup gitmedi ki? Vuran vurana. İnciten incitene. Çalan çalana. Küçük numaralarla kandırıkçılık yaparak vurarak.. Kime vurmadı ki? Aniden. Kimi zaman da aldatarak. Ne şarkılar yazıldı üzerlerine. Ne şiirler. Ne de makberler çekildi karanlığa zifirilik katarak. Halaylar durdu. Danslar karıştı. Kesilen pastaların tadı kaçtı, kaçırıldı. Kartallar küstü. Uzaklar daha da uzaklaştı. Yıllar yollara geçit vermedi. Tüketti. Bestelerin arasında anılar arandı. Ağıtlar susuzluğa selam verdi. Türküler söyledi sözü: ?Bu da gelir bu da geçer sen ağlama/ göklere erişti feryadım/ bu da gelir bu da geçer ağlama.?