Toplumda var olan sorunlara hemen her gün bir yenisini eklemede başarı gösteren iktidarın  oluşturduğu kaostan nasıl bir yarar umduğunu anlamakta güçlük çekiyorum. Başbakan, olmazsa kimi bakanları öylesine söylemlerde bulunuyorlar ki, bunları demokrasi kültürüyle, insanın temel hak ve özgürlükleri ile bağdaştırmak olası değil. Seçmene verilen sözler nicedir rafa kaldırıldı. Bizden olanlar, olmayanlar ayrımı keskinleştirildi. Kürt sorunu, Alevi sorunu üzerine yapıcı çözümler üretmek şöyle dursun, halkları kucaklayacağız sözü verenler şimdilerde “ya sev ya terk et” sloganını yinelemeyi adet haline getirdiler. Yolsuzlukları, emekçilerin, dar gelirlilerin çilelerini dile getiren gazeteciler ise hedeflerinde. Çünkü halktan gizlenen gerçekler gazeteciler marifeti ile konuluyor ortaya. Eleştiriye tahammülleri yok. AKP’yi demokrasiye yeni açılımlar sağlayacak, özgürlükleri genişletecek bir siyasi güç olarak benimseyen ve yıllarca savunan fikir ve yazı insanlarına da şimdilerde haklı eleştirileri nedeniyle öfke kusuyorlar. Dikensiz gül bahçesi istiyorlar.
Gazeteci milleti sevilmez. Gazeteci toplumun aynasıdır da ondan. Yanlışlarının, defolarının, halktan gizlemeye çalışılan bilgilerin yazılıp çizilmesi, irdelenip sorgulanması gazetecinin görevidir. Bir tür kamu görevidir yaptığı iş. Ancak alışkanlıktan olacak devlet erkinin, siyasilerin, hatta spor kulübü başkanlarının gönüllerinde yatan gazetecilik bu değildir. Onlar gazetecinin uslu olanını, eline tutuşturulan sorulardan başkasını sormayanını, kutsal kelamlarını manşetlere taşıyanını severler. Bu nedenledir basını ve görsel medyayı da bizden, sizden ayrımına tabi tutmaları.
Başbakan Erdoğan kavgacı üslubunu giderek keskinleştiriyor. Demokrasinin bir tahammül rejimi olduğunu unutulalı çok oldu. Artık Paul Auster gibi evrensel değere sahip yazar ve düşün insanlarını da söylemlerinin hedefine koyuyor. Bir şeyi unutuyor sayın başbakan, siyasetçiler hünerleri, becerileri ne olursa olsun bir gün unutulmaya hükümlüdürler. Oysa evrensel değere ulaşmış yazarlar, çizerler, sanatçılar yapıtları ile dünyanın dört bir yanında dünya var oldukça hatırlanacaklar. Bencileyin iktidar Auster’e kızacağına, yapıtları ülkemizde çok satan, ilgiyle okunan bu yazarın hapisteki  gazeteciler konusundaki uyarısına kulak vermeli. Eğer demokrasiyi salt kuru bir sözcük olarak değil de anlam olarak da  benimsiyorlarsa…
Gazeteciyi, yayıncıları, düşün insanlarını cezaevleri ile korkutarak sindirmek, besleme basın yaratmak Cumhuriyet tarihimizin çeşitli evrelerinde hep denendi. Onca yılın verdiği deneyimle söylemeliyim ki, sonuçta bu girişimlerin hiçbirinin başarıya ulaştığını görmedim. Gerçekten demokratik bir anayasa yapma niyetindeyse AKP öncelikle ceza yasasında, terörle mücadele yasasında ailen değişiklikler yapmalı. Düşünceyi ifade özgürlüğünün önünü açmalı. Türkiye’yi; hapiste gazeteci, düşün insanı, akademisyen bulunduran, kitap yasaklayan, yaşamı irdeleyen, sorgulayan üniversite gençlerini cezalandıran, sendikal hakların kısıtlandığı bir ülke utancından bir an önce kurtarmak TBMM’de çoğunluğu elinde tutan AKP’nin acil görevi olmalı.