ÜLKEMDE özellikle son haftalarda yaşananları adlandırmakta zorlanıyorum. Tuhaf desem, bir yanım o kadar da tuhaf değil diyor. Şaşırtıcı, sarsıcı, korkutucu... Hayır bu sözcükler de oturmuyor. Üzüntü verici... Iıh, havada kalıyor bu sözcük de. Hem çatık kaşlı devlet politikalarının sillesini yiye yiye kahrın ve üzüntünün her türünü tatmış insanlardan oluşan bir coğrafyanın çocukları değil miyiz? Sonuçta medya, siyaset, sermaye sarmalında gürültü koparan gelişmeleri siz okurlara bir kez daha anımsatmak düştü bana. Doğru sözcüğü oturtarak tanı koymak da size... Öncelikle başbakanla doğan grubu arasındaki söz düellosunun vardığı nokta düşündürücü. Başbakan demokrasilerin olmazsa olmazı özgür basına tahammül edemiyor. Kendisine soru yönelten gazetecilere de. Eleştirilmeyi sevmiyor. Yandaş bir medya oluşsun, hep pembe tablolar çizsin istiyor. Halkın doğruları öğrenme, bilgilenme hakkını pek umursadığını da zannetmiyorum. Tek parti dönemlerini anımsatır bir pervasızlık var söylemlerinde ve de öfke. Gazete boykotunu belki de bu kapsamda değerlendirmeli. Zaten okuma, okuduğunu irdeleme alışkanlığını 12 Martlarla, 12 Eylüllerle çoktandır yitirmiş bir toplumda bu tür söylemler ancak yeni travmalara yol açar. Kamplaşmaları keskinleştirir. Avrupa Birliği?ne giden yola aşılması güç yeni engeller çıkarır. Bir başka deyişle de geride bıraktığımız acılar ve insanlık ayıpları ile dolu 20. yüzyılı anımsatır. Yakılan kitaplar, kapatılan gazete ve dergiler, sansür, sürgünler, toplama kampları ile karanlık bir geçmiştir o. Günümüz çağdaş toplumları bu nedenle, daha çok demokrasi, birey özgürlüğü ve sürekli bir barış için mücadele veriyor. Daha yaşanası bir dünya mümkün diyor. Kendimiz için geç de olsa gelecek kuşaklar için, çocuklarımız, torunlarımız için... 1 Mayıs olaylarından sonra medya patron ve yöneticilerinin vali ve polis müdürleriyle giderek artan muhabbetine tanık oldukça, kendimce söylenmiştim. Gazeteleri, televizyonları; muhabirlerine, kameramanlarına sahip çıkmadıktan sonra polis az bile hırpalamış bizim meslektaşları. Bilboardlarda, ekranlarda büyük medyanın popüler simaları ?gazeteci olmasaydım polis olurdum? söylemi eşliğinde poz veriyorlardı. Ekilen biçiliyor. Genişletilen yetkileriyle adeta bir polis devletine gidiliyor. Yurttaş tedirgin. Polise soru sormaya korkuyor. Hakkını aramaktan kaçıyor. Muhabir tedirgin. Başbakana soru yöneltemiyor. Terslenmekten korkuyor. Kolluk güçleri de artık gazetecinin nesnel haber yapanını değil, muhbir olanını kolluyor. Asker gazeteciyi eğitmek istiyor, polis de öyle. Nasıl bir eğitim vereceklerini merak ediyorum doğrusu. Darısı diğer haber kaynaklarının başına. Hele onlar da bir gazeteci eğitmeye başlasınlar, siz seyredin gümbürtüyü. Herhalde bize özgü demokrasi bu. Böyle bir demokraside halkımıza düşen hak arama, düşünce ve ifade özgürlüğü ve bilgi edinme hakkı da böyle bir şey olsa gerek...