Zor bir sınavdan geçiyor insanlık. Doğanın hışmına uğruyor, akıllanmıyor. Doğayı alabildiğine kirletmeyi sürdürüyor. Yerkürede varsıl yoksul uçurumu giderek açılıyor. Çözüm adına zenginler kulübünde gevezelik üretiliyor. Savaşlar biçim değiştirdi. Taraf, ırk, cinsiyet, çocuk gözetmeksizin işliyor ölüm makineleri. Ortadoğu?da yok edilen köylere, kasabalara, bebek ölülerine alışıldı çoktan. Şimdi dünyanın dört bir yanında insanın insana kıyıcılığı gündemde. Yaşadığımız güzelim coğrafyada da ölümden söz edilir oldu sıkça. Bahaneler çeşitli; örgüt için, töre adına, vatan sevgisiyle, namus uğruna, yan bakıldı diye, canı sıkıldığından düşünmeksizin, acımadan öldürüyorlar. Düşman yaratmakta ustalaşmışlar. Siyasette, üniversitelerde, spor alanlarında kocaman kocaman adamlar bir yandan küfürleşerek, birbirini ihbar ederek, şantaj yaparak kavga ediyor, öte yandan ülkedeki şiddeti nasıl önleriz türünden medya programlarında hiç sıkılmadan boy gösteriyorlar. Yakında genel seçimler yapılacak. Merkez soldan sağ partilere transfer olan milletvekili adayları var. Merkez sağdan merkez sola da... Demokratlığı henüz sindirememiş bir ulusun bireyleri olarak bizde bu durumun yadırganması doğal. Oysa batıda nicedir örnekleri çok. Daha yenilerde Fransa?da Sarkozy, hükümetine iki solcu -öyle sosyal demokrat falan değil- bakan atamadı mı? Daha gerilere giderek yine Fransa?dan bir önemli yazarı anımsayalım. Ünü evrensel boyutlara ulaşmış Fransız kültürünün önemli adlarından biri Andre Malraux. Henüz yirmi beş yaşındayken Çin devrimine katılmak üzere bu ülkeye gider Malraux. Sosyalist görüşe inancı onu 1936-1939 yılları arasında İspanya?daki kanlı iç savaşa sürükler. Cumhuriyetçiler safında kurulan Uluslararası Tugayda görev alır. Çarpışmalara katılır. Dövüşürken yazma eylemini de sürdürmeyi başarır. İç savaşı gerçekçi bir dille anlattığı ünlü romanı ?Umut? böyle bir ortamda yazılmıştır. Yazar bununla da yetinmez, yapıtını filme çekmeyi başarır. Daha çok bir belgesel niteliğindeki filmde, Franco?yu destekleyen Alman uçaklarına karşı cumhuriyetçi pilotların cesaret dolu savaşımları yer alır. Yıllar önce Mimar Sinan Üniversitesi Sinema Enstitüsü?nde seyretmiştim Umut?u. İnsanı sarsan çok etkili sahneler vardı filmde. Özellikle cumhuriyetçi pilotların yaralı arkadaşlarından oluşan bir grubu Pirene dağlarından aşırarak Fransa sınırına ulaştırmalarını belgeleyen bölümler bugün bile belleğimde canlılığını koruyor. Buraya bir not düşmeli. Umut 1937?de yayımlandı Fransa?da. Bizde ise 30 yıllık bir gecikme ile Atilla İlhan?ın çevirisinden 1967?de görünüverdi kitapevlerinde. Nedeni mi? Başka ülkelerde olan bitenlere duyarsızlığımızdan olabilir mi? Kim bilir. İkinci Dünya Savaşı?nda Malraux?yu bu kez ulusunun özgürlüğü için çarpışırken savaş alanlarında görüyoruz. Yaralanır, tutsak olur. Esir kampından kaçmayı başarır. Sol inancı benimsemiş birçok Fransız aydını gibi ülkesinde direnişçilere katılır. Chartres?teki esir kampına ilişkin gözlemlerini de bir roman olarak yazmaya daha esir kampındayken başlamıştır... Romanın bazı bölümleri Gestapo?nun eline geçse de sonuçta kalan bölümlerden, dilimize Tahsin Yücel?in çevirdiği ?Altenburg?un Ceviz Ağaçları? adlı görkemli bir yapıt daha çıkar. Fransa?nın De Gaull önderliğinde özgürlüğe kavuşmasının ardından siyaset alanında rastlıyoruz Malraux?ya. Cumhurbaşkanı seçilen De Gaull, ülkesinin bu sosyalist inançlı -hatta anarşizme de gönül vermiş- ama bilgi birikimi ve kültürü ile seçkin insanına bakanlık önerir. Malraux, sol yandaşlarından gelen eleştirilere aldırmaz ve ülkesinin Kültür Bakanı olur. Fransız kültürünün dünyada yeniden eski itibarını kazanmasında büyük rol oynar. 1976?da öldüğünde adı Fransa tarihinin unutulmazları arasında saygın yerini alır. Siyasete soyunanlar, siyasete yön verme hevesindeki kurumlar, kuruluşlar tüm bunlardan kendilerine bir hisse çıkarırlar mı bilemem. Bildiğim bu büyük yazarın çok sevdiğim kendime rehber edinmeye çalıştığım tümcesi. Onu okurla paylaşmak isterim: ?Hayatın değeri bir hiçtir, ama hiçbir şey hayat kadar değerli değildir.?