İNSANLAR ARASINDA
Turgay OLCAYTO
ÇALIŞMALARIMDAN arta kalan zamanımı İstanbul?un işlek caddelerinde yürüyerek değerlendirmeyi severim. İstiklal caddesini hemen her gün arşınladığım öğrencilik yıllarından kalma bir alışkanlık olmalı bu. Genci yaşlısı, kent soylusu, lümpeni ile insan çeşitliliği ilgimi çeker. Bazı görüntüler belleğime kazınır. Kimilerinden yaşam öyküleri uydururum kendime. Geçenlerde İstiklal caddesinin insan seli içinde yürümeye çalışıyordum. Kalabalık ve müzik adına mağazalardan yayılan ses kirliliğine karşın bir ritüeli gerçekleştiriyormuşçasına mutlu olduğumu fark ettim. Çevremi ve insanları kolaçan etmeyi sürdürdüm. Neşelerini taşkın bir biçimde sağa sola duyurmaya çabalayan gençlerde bir yapaylık sezdim sanki. Kendilerini dışa vurma, kanıtlama dönemleri; hoş görmeli. Yanık tenleri ile ellerinde marka mağazaların torbalarını göstere göstere gezenlerin çokluğu da dikkat çekiyor. Bir yandan emek kesiminden, geçim kaygısı yüzüne vurmuş kadınlı erkekli insanların koşuşturması. Çocukluğumuzda az bulunan oyuncakçı mağazalarının vitrinlerinde burnumuzu çekerek seyrettiğimiz oyuncakların binbir çeşidi caddelere serili. Bir iç monolog başlatıyorum. ?Yaşlandıkça hareketi kıskanıyorsun işte. Gelişime ayak uydur oğlum! Yok nerde eski Beyoğlu. Nerde Beyoğlu?nun zarif insanları. Tutturmuşsun, ah Baylan pastanesi, Lefter?in meyhanesi. N?olmuş yani. Bak, etrafın lüks kahve zincirleriyle dolu. Simit sarayları, ayaküstü atıştırma salonları. Yüzüne bak insanların, nasıl mutlu(mu).?
Taksim?e yaklaştığım sırada birkaç kişinin yüksek sesle tartıştığını görüyorum. Tartışma bir süre sonra kavgaya dönüşüyor. İnsanlar gergin. Öfkeli. Kıyasıya vuruyorlar birbirine. Polis yakında. Yetişiyor kavgacıları ayırıyorlar. Kavgacılardan genç olanını polis yatıştırmakta güçlük çekiyor. Haktan, hukuktan, demokrasiden, kardeşlikten falan söz ediyor delikanlı. Yanındaki kız arkadaşı daha da öfkeli. Kendilerine sataşıldığını söylüyor, ?vatan hainliği ile suçlanacak ne yaptık ki? diye haykırıyor. Çevrede toplananların bir bölümü ilgisiz seyrediyor. Bazıları ise yardıma koşuyor, yatıştırıyor genç çifti. Bilge yüzlü yaşlı bir bey amca mırıldanıyor: ?Karşındakine saygı kalmadı memlekette. Siyasetin, medyanın, sporun yarattığı gerginlik sokağa da yansırsa işimiz zor.? Mekanik bir şekilde onaylıyorum bey amcayı. Sonra bir başka bilgeyi Montaigne?i anımsıyorum. Şöyle der: ?Öfke ve kin doğruluğun sınırları dışındadır; bu tutkular yalnız işlerine akılları ile bağlanmayan insanların işine yarar. Doğru ve temiz işler hep ölçülü ve ağırbaşlıdır. Ölçü olmayan yerde kavga, gürültü ve haksızlık vardır.?
Bizim ülkede ?ölçü olmadığını? söylemeyin ne olur, bu güzel yürüyüşten sonra yeniden bunalıma itmeyin beni...
Yorumlar