Mudurnu çok şirin komşu bir kent. Abant’ın içinden geçen yolu tepelerden ovaya doğru süzülerek iner sevgiyi ve dostluğun çiçeklerini sunarak. Birkaç kez gidip görebilme şansı bulduğum Mudurnu’ya beni bağlayan ise Tayyibe-Abdullah Atay ile Kamuran Esen’dir.

Her üçü emekli öğretmen olan bu Mudurnulu aydınları görmek ve iki kelam sohbet etmek bile ilaç gibi geliyor insana.

Kamuran Esen uzun süre bizde yazdı.

Tayyibe Atay’da öyle.

En son İstanbul’dan Neslihan Yazıcılar’ın fotoğraf grubuyla geçen yaz Mudurnu’da soluklanıp Sünnet Gölü’nde konaklamıştık. Geçtiğimiz ayın son günlerinde gittiğimde ise Kamuran Esen evinde yoktu. Evin dört bir yanını saran güller ise baharla uyanamamıştı daha. Telefonla Kamuran Esen ile merhabalaştıktan sonra, Tayyibe-Abdullah Atay’a  “biz geldik” demeye gittik.

Abdullah Bey bahçesindeki tüm ağaçları budamış ve gölgeler altındaki o güzelim evi bu budamadan sonra tabak gibi ortaya çıkıvermiş ama ihtişamından da bir şey kaybetmemişti.

Budamadan sonra gözüme değişmiş olarak gelen ev ve bahcesini görünce bir anda “yanlış mı geldim?” diye şaşırdım da.

Neyse hem Tayyibe Hanım hem de Abdullah Bey ile buluştuk evinin bahçesinde  ve ayak üstü yarenlik yaptık bir süre.

Tayyibe Hanım’ın “Yıldız Kovalayan Tel” isimli şiir kitabının Ankara’da da tanıtımın yapıldığını duymuştum. Ankaralı ortak dostumuz Zerrin Saraçoğlu öncülüğünde düzenlenen imza günü çok renkli de olmuş.

Kitabından bir tanesini  imzalayarak bana da verdi Tayyibe Hanım.

Göynük’e geçeceğimiz için dar zamanda çok sohbet ederek veda etme zamanı geldiğinde;  “deniz balık ve rakı sizi bekliyor Abdullah Bey. Karadeniz Ereğli’ye bekliyorum sizleri”  diyerek davetimi bir kez daha tekrarlayıp ayrıldık Atay çiftinden.

Bir nefes oldu Mudurnu havası.

Dostluğu dostça yaşadığımız dostlarla olmanın keyfi o kadar başka ki.

Anlatılmaz.

 

**

 

“Yıldız Kovalayan Tel” isimli kitabı okuyorum gece yarısından sonra.

“Jenerik” isimli şiiri birkaç kez okudum.

Ne kadar çok bizi anlatıyor.

Hepimizi.

İster misiniz paylaşalım:

 

hayat film

dünya sinema

sen rol arkadaşım

aşksa

çerez olmuş ağzımıza

 

durup durup

“fıstığım”  dersin de bana

hiç göstermezsin

bir salkım üzümü ama (!)

 

hani nerede

fındık kırdığımız yaz günleri

ve

ayçiçeği çaldığımız tarla?

 

bitti işte!

sadece

jeneriği kaldı aklımızda

 

“Terzi” şiirini de paylaşmak istiyorum Sayın Atay’ın:

 

gökyüzünün terzisidir yeryüzü

elinde makas

keser eteklerini

 

kimi tırtık tırtık dağ

dümdüz ova kimi

rivayet işte

sutaşıymış nehirleri

 

kesen kesmiş

diken dikmiş

giyen giymiş

yürür gider

kalçalı bir kız gibi

 

lakin

iğnesi görgüsüzmüş

ipliği düğümsüz

ütüsü de soğukmuş üstelik

iyi ama

terzilik bu değil ki