ÇİLELİ, bahtsız bir kıtadır Kara Afrika. Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri emperyalist ülkelerce yüzyıllar boyu acımasızca sömürüldü. İnsanları köleleştirildi, köle pazarlarında satıldı. Karşı çıkanlar öldürüldü. Ormanlarında, bereketli topraklarında, nehirlerinde fark gözetmeksizin insan ve hayvan katliamı yaşandı. Kara Afrika’nın kültürü, insanlığa kattığı değerler görmezden gelindi. Kendilerine uygar sıfatını yakıştırmış, din misyonu üstlenmiş emperyalizmin eli silahlı beyaz adamları sözüm ona Afrika insanını dinsizlikten kurtaracak, onlara uygarlığı öğreteceklerdi. Oysa kıtaya açlığı, yıkımı, hastalıkları, yağmayı getirdiler. Kıtanın masum insanlarına yalanı, birbirlerini öldürmeyi öğrettiler. Doğasının dengesini bozdular. Yeraltı servetlerini yağmaladılar. Geleneğini, göreneğini yok ettiler. Müziklerini, danslarını çaldılar... İşte Hıfzı Topuz’un yeni çıkan “Kara Çığlık” romanı; Afrika’da yeni sömürgeciliğe karşı direnen bağımsızlık tutkunu bir liderin, Lumumba’nın hüzünlü öyküsünden esinlenir. Yazar UNESCO’da görevli olduğu yıllarda tam 27 kez Afrika’ya gitmiş, 1960’ta Lumumba için düzenlenen komplonun en yakın tanıklarından biri olmuştur. "Kara Afrika’da işkenceyle öldürülen ilk Başbakan Lumumba" adını taşıyan belgesel kitabını 1964’Te Ataç Yayınevi’nden çıkarmış, sonradan yeni bilgilerle genişlettiği çalışmasını 1987 yılında Yön Yayınları aracılığı ile okurla buluşturmuştu. Remzi Yayınevi’nin yayınladığı Kara Çığlık romanı ise 60’lı yılların Afrika’sını bir gazeteciyi eksen alarak öyküleştirir. Kuşkusuz bu tarz, kitabın daha geniş bir okur çevresine ulaşmasında önemli bir katkı sağlıyor. Romanın ilk bölümlerinde dönemin Türkiye’deki basın-siyaset ilişkilerini de işler deneyimli yazar Hıfzı Topuz. Böylece darbelerin suskunlaştırdığı, popüler kültürün beyin yıkadığı bellek yitimine uğra(tıl)mış bir toplumu, geçmişini anımsamaya hatta yüzleşmeye zorlar. Romana yedirilse de yaşananların kaynağı gerçek olaylardır. Hatta romana renk katan aşk serüvenleri de... Günümüzde de yoksul insanları, bebek ve çocuk ölümleri, kabile çatışmaları ile dünya gündeminden düşmüyor bu bahtsız kıta. Yeraltı servetleri yine yağmalanıyor. Bu kez neo-liberalizmin yasaları çerçevesinde sürüyor kıtanın soygunu. Halkına, gerçek bağımsızlığın ancak emek vererek ve savaşarak elde edilebileceğini anlatan Lumumba türü bağımsızlık tutkunu, ulusalcı liderler yetişmiyor artık Afrika’da... Gençler, içinde yaşadıkları bu yaşlı gezegende olup biteni anlamak, daha yaşanılası bir geleceğin yapı taşları olmak istiyorlarsa, geçmişi öğrenmek, dünün siyasi tarihi ile yüzleşmek zorundalar. Hıfzı Topuz, bu kolay okunabilen romanı ile tam da bunu yapmıştır. Yeni sömürgeciliğe karşı direnişin tarihsel bir öyküsünü yeniden gündeme getirmiştir. Lumumba’nın insanın kanını donduran öyküsü yıllar sonra sinemaya da konu oldu. Raoul Peck’in yönetmenliğini üstlendiği “Lumumba” filmi, gösterildiği ülkelerde büyük ilgi gördü. Bizde de sinema günlerinde gösterildi. Sonraları vizyona girdi ve büyük ilgi topladı. Film insanın insana yaşattığı acıları yansız ve belge tadında yansıtıyordu perdeye. Böylece yönetmen Roul Peck; seçimle geldiği iktidardan sırf sömürüye karşı çıktığı için, halkına bağımsızlık istediği için emperyalist güçler ve yerli işbirlikçileri tarafından işkenceyle öldürülen bir başbakanın, Lumumba’nın öyküsünü sinemayla ölümsüzleştirdi. Sanıyorum “Kara Çığlık” romanı için okurun Hıfzı Topuz’a bir şükran borcu var.