Hemen hemen her gün TV kanallarında yada ulusal gazetelerde Türkiye`deki yaşanan kuraklık sıkıntısını takip ediyoruz. 50 yıl önce su zengini olarak anılan Türkiye, kaynakların israf edilmesi sebebiyle şimdi susuz kalma korkusu yaşıyor. İzlenen yanlış politikalar yüzünden Türkiye`nin su fakiri bir ülke haline getirildiğini vurgulayanların sayısı her geçen gün artıyor. Uzmanların ise su israfının önlenmesi ve kaynakların verimli kullanılması için bir an önce planlama yapılması gerektiğini belirtiyor. Yaşadığımız Alaplı`da şu an için susuz kalma gibi bir problemimiz yok. Alaplı su bakımında çok şanslı bir ilçe yeteri kadar su kaynağının bulunduğu yöremizde diğer illerle yada ilçelere bakarsak gerçekten çok şanslı bir kentte yaşıyoruz. Tabi ki bu tezim şu an için geçerli. 10 yıl sonra ne olur orasını Allah bilir.
Bu gün Türkiye`nin başkenti Ankara bile su sıkıntısı çekmeye başladı. Türkiye`de bir çok göl şu anda kuraklıkla karşı karşıya kaldı.
Küresel ısınmayla karşı karşıya kalan dünyada alarm çanları çalmaya başladı. Bir çok bilim adamı küresel ısınmayla ilgili çarpıcı açıklamalar yapıyor.
Her yıl 7 milyon insan susuzluk nedeniyle ölüyor. Susuzluk problemi yaşayan İç Anadolu`da giderek Afrika`ya mı benzeyecek?
Yapılan araştırmalar da onu gösteriyor.
Dünyanın su fakiri iki ülkesi Ürdün ve İsrail`de kişi başına düşen su miktarı 200 metreküp. Türkiye`de 20 sene önce kişi başına 4 bin metreküp su düşüyordu. Türkiye su zengini ülkeler arasındaydı. Bugün 1430 metreküp su düşüyor ve su fakiri ülkeler arasına girmiş durumdayız. Nüfus öngörüleriyle de önümüzdeki 10 yıl içinde 1000 metreküpe düşecek kişi başına. Avrupa`nın en çok su yoksulu ülkesi olmuş olacağız. Afrika`ya da dönebiliriz.
Afrika`da su krizinin iki boyutu var: Bir tanesi kuraklık, ikincisi suyu yönetememek. Nil Nehri`nin kat ettiği ülkelerde açlık, yoksulluk gibi sorunlar var. Dünya büyük nehirleri de kaybediyor. Önemli kısmı kuruyor. Amacına uygun olmayan barajlar nehirleri yok ediyor. Sulama barajları kadar sel önleme barajlarının işlevi de tartışılıyor dünyada.
Önümüzdeki 10 yılda dünyayı ve Türkiye`yi gerçekten çok kurak günler bekliyor. Şu anda kış mevsiminin tam ortasında bulunan Avusturalya bile tarihinin en sıcak yılını yaşıyor. Eğer dünyada bir buluş çıkmazsa 2010 yılında dünya gerçek kuraklıklarla karşı karşıya kalacak.
Bir zamanlar çok uzak bir ülkede kuraklık vardı. Günlerce yağmur yağmadı. Hatta haftalarca yağmur yağmadı. Güneş tepeden ateş gibi yağıyordu. Sıcaklığa dayanmak mümkün değildi. İnsanlar sanki fırında yaşıyorlardı. Nefes almak imkansızdı. Her yerde toz bulutu vardı. Yerde, havada, insanların derisinin üstünde, gözlerinin içinde, boğazlarında.
Bitkiler yavaş yavaş ölüyordu. Yeşil yapraklar ilk önce sarıya dönüşüyor, daha sonrada kahve rengi oluyorlardı. İnekler, koyunlar, keçiler açlıktan ölüyordu. İnsanlar da yavaş yavaş ölüyorlardı. Yiyecek hiçbir şey kalmamıştı. Kuraklık böylece kasıp kavurarak sürüp gitti.
Bir gün ülkede ki bütün erkekler yüksek tepeye dua etmeye gittiler. Bunaltıcı sıcakta, sert ve tozlu zemine dizlerini koydular ve dua etmeye başladılar. Saatlerce dua ettiler fakat dışarı çıktıklarında yağmur yağmıyordu.
Bir başka gün bütün kadınlar o tepeye dua etmeye gittiler. Bunaltıcı sıcakta sert ve tozlu zemine dizlerini koydular ve dua etmeye başladılar. Saatlerce dua ettiler fakat dışarı çıktıklarında yağmur yağmıyordu
Ve bir gün küçük bir kız tepeye tırmanmaya başladı. Dokuz yaşlarındaydı.Kirli sarı, yırtılmış bir elbise vardı üzerinde. Ayakları çıplak, kolları bacakları toz içindeydi. Uzun sarı saçları darmadağınıktı. Yüzü kir içindeydi. Tepeye dua etmek için bir bir tırmandı. Biliyor musunuz yanında ne taşıyordu? Bir şemsiye. Kirli, kırık bir şemsiye.. tepeye ulaştı ve yere diz çöktü. Şemsiyeyi yanına koydu. Saatlerce dua etti. Biliyor musunuz ne oldu? dışarıda yağmur yağmaya başladı.
Yorumlar