Siyasetin etik kurallarından biridir yazımın başlığı.
Hep öyle dedi eski siyasetçiler.
“Zırt diye ortaya çıkma, küçülürsün”.
Devam ettiler:
“Aday gösterilirsen anlamı olur. O zaman güçlü görülürsün. Sen ‘ben adayım’ diye kendini lanse etmeye kalktığında, çevrendekiler seni kırmamak için ‘arkandayız’ demek zorunda kalırlar. Sakın ola ki bu gaza-saza gelme!”
Öyle duyduk ve bildik.
Bu nedenle yaşamın her evresinde her kulağa küpe olması gereken sözleri dinledik ve söyledik.
İşte o sözün çerçevesinde konuyu nereye taşıyacağım?
Ekrem İmamoğlu’na.
İstanbulluların “bizi belediye başkanı olarak yönet” diye ikinci kez yetki verdiği İmamoğlu, seçimlerin ardından CHP’de başlattığı “değişim” hareketi ile 13 yıldır Özgür Özel ile birlikte partiyi yöneten Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu, adaylık döneminde “tavşan aday” olarak gösterilen hem de Özgür Özel ile yendi bir kenara attı.
Ardından Cumhurbaşkanlığı seçimlerine 3 yıldan fazla bir zaman var iken kamuoyundan esen rüzgarla kendini kaptırarak birdenbire Cumhurbaşkanı adayı olduğunu ilan etti.
Ne söylerse “emret efendim” diyen Özel’e önseçim adı altında tek adaylı eğilim yoklaması da yaptırarak 15 milyon imzayı da arkasına alan İmamoğlu’nun bu “erken öten horoz” politikası dalga dalga operasyonların ardından büyük yara aldı.
5 yıl süreli belediye başkanlığını bile bir kenara atarak ülke gündemini sadece Cumhurbaşkanlığı seçimlerine endeksli olmaya tutsak eden İmamoğlu’nun “aday olunmaz, aday gösterilir” etik kuralını bilmemesi mümkün mü?
Mutlaka biliyor ve savunuyordur.
Ancak hırs başka bir şey!
Kontrolsüz hırs ve ego hatalar zincirinin ilk halkası olup insanın başına çok dertler açar/açabilir/açıyordur.
İzledik ve gördük.
Oysa, sadece belediye başkanlığını iktidarı da karşısına almadan yapabilse, polemiklerden uzak dursa, daha ötesi yapıcı bir muhalefetin farklı ve bir yüzü olarak öne çıkmayı düşünse ve gerçekleştirebilse, bu süreç O’nu yine Cumhurbaşkanlığı adaylığına götürürdü.
Kim engelleyebilirdi ki?
Halkta karşılığı olan bir belediye başkanı olarak gücünü daha da artırırdı.
Ve iktidara karşı olan diğer partilerin de adayı olabilirdi.
Yapmadı!
Hırsını yenik düştü.
Bana göre kaybetti!
Adaylık tartışmalarında “Halk bizi belediye başkanı seçti. Asgari ücretlinin, emeklinin geçinme sorunları var. Biz işimizi yapmalıyız. Seçimlerin de zamanı gelince oturur konuşuruz” diyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’’ın kararı daha doğruydu.
Adaylık tartışmalarında adı sürekli geçen ve anketlerde de en yakın rakibine fark atan Yavaş, neden “aday ol” diyenlere “evet” demedi? Yavaş; halkın verdiği belediye başkanlığı görevi çerçevesinde sadece işini yaptı ve bu tür polemiklere kendisini sürüklemek isteyenlerin de oyununa gelmedi.
Ve de, bir çok partinin açıkça “cumhurbaşkanı adayımız” diye karar almalarını etliye sütlüye karışmayıp, sadece ve sadece işin odaklandı.
Cumhuriyeti kurna partisinin karpuz gibi ikiye ayrılma sürecinde bile polemiklerden uzak durdu. Karışmadı partilerin iç işlerine.
Hangisinin yaptığı doğru şimdi?
Aday olunmaz, aday gösterilir ilkesi kime uydu?
Fazla söze gerek yok! Mansur Yavaş üzerindeki tüm baskıların bilinci içinde, tüm yaşamının didik didik edildiğinin farkında. Bekliyor, şu toz bulutunun dağılmasını bekliyor.
Peki dağılır mı bu toz duman.
Asla! Daha da artacak ve yoğunlaşarak devam eder/edecek. Şu; göz gözü görmeyen/göstermeyen bulanıklık bakalım nerelere ulaşacak?
Sonuçta, aday olunmaz ve aday gösterilir sözünün ne kadar doğru bir ifade olduğunu bir kez daha anlayıp bileceğiz.
#karadenizereğli #parti #cumhuriyet #mansuryavaş #asgariücret #belediye #siyaset #cumhurbaşkanlığı