Kamu çalışanlarına yine dokuz günlük bir bayram piyangosu vurdu. Lüküs hayat, lüküs hayat. Kamu çalışanlarına vuran dokuz günlük tatil piyangosu, vasıflı yerel gazeteler için geçerli değil. Kamu çalışanı yatacak ama kamu görevi yapan yerel gazeteler çalışacak. ?Çifte standart bir uygulama!? diye bağırsak ne yazar. Gazetecileri bağırtıyorlar. Yetmiyor, dalga operasyonları ile içeri tıkıp ince ayar çekerek ?ayağını denk al!? mesajları veriyorlar. Bu nedenle susmaktan başka çare yok. Bağırsan yalnız kalırsın. Hatta, bu bağırışlarından yağ çıkarmak isteyenlere de fırsat verirsin. Sus, konuşma!.. Lüküs hayatın kamu çalışanları dokuz günlük tatil programı içinde debelenip dururken, yaygın televizyon kanallarındaki haberlerde uçaklar dahil tüm ulaşım araçlarında yer kalmadığını bildiriyor sunucular. Suskunuz ama bizim yerimize sunucular konuşuyor ve tatilcileri uyarıyor. Bu ülke öyle bir duruma doğru sürükleniyor ki, ?uyarma alışkanlığı? moda oldu. Herkes bir yerinden uyarıyor. ?Aman bu aralar dikkat et, gezdiğin ve oturduğun yerlere. Her an her şey olabilir? diye. Kalleş önlem dinler mi? İki tık tık bir şık işlem tamam. Her an ve her şeyi yaratabilecek olan güç (!) sahiplerinin ayyuka çıkan ilişkilerinin yaydığı koku genizleri yaka dursun, bize vurmayan lüküs hayat piyangosu beni hep havaalanı gerçeğine doğru sürüklüyor. Çaycuma?ya yapılan ve ilimizin doğru yakası güzergahındaki kentlere daha çok hizmet vermesi mümkün olan Saltukova havaalanının dışında, Ereğli?de 1992 yılında kapalı tutulan havaalanını gündeme getirme gayretlerim aklıma gelir. 16 yıl önce kapatılan havaalanı günümüzün hava ulaşım araçlarındaki gelişmelere bağlantılı olarak neden çalıştırılmaz ki. Anlamak mümkün değil. Oysa, önceki dönemin genel müdürü Kerim Dervişoğlu ?projeyi hazırlattım? müjdesini de büyük heyecanla vermişti. Raflar tozlu. Temizlenmiyor. Hele ki; İstanbul?a üçüncü havaalanı açmak için yapılan çalışmalara muhalefet ederek ?Düzce?ye kurun? önerime gelen cılız desteğin hayal kırıklığını düşünüyorum lüküs tatil piyangosundan dışlanmamızın moral bozukluğu içinde. Akçakoca turizm bölgesi. Düzce?ye yapılacak bir havaalanı; İzmit, Adapazarı, Eskişehir, Ankara?nın batı yakası, Bolu ve Zonguldak?a da hizmet vermez mi? Ereğli?nin liman olanaklarını yerinde görmek isteyecek olanların, Akçakoca?da da bir kahve içelim demeyeceğini kim bilebilir. Bu bölgeyi bir bütün halinde düşündüğümüzde, Düzce?ye yapılacak bir havaalanının gelişme ve büyüme konusunda sağlayacağı katkıların hayali, tatilden bile çok tatlı geliyor. Düzce?ye havaalanı istiyoruz çığlıklarını duyamasam da, beynim düşünmeye devam ediyor. 20 yıl önce İstanbul-Hopa arasında feribot seferleri yapılırken, bugün niye bu seferlerin olmadığına aklım ve mantığım ermiyor. Herkes Mersin?e giderken, bizim bölgemizde ?tersine tersine? gitmeye tutsak mıyız? Bırakın feribot seferlerini, deniz otobüsleri olmalı. Hava ve deniz trafiği ile ulaşımın çeşitlendiği bir bölgede, karayolu trafiğinin azalacağını düşünenler çok yanılır. Hareket büyüme demektir. Yaşamın büyümesi, pastayı da büyütür. Ekonomik, kültürel ve sosyal gelişmenin sağlayacağı büyük yararlar, Ankara ile İstanbul?un tam ortasındaki Düzce ve Zonguldak?a katma değerler yaratır. Büyümek için ulaşım gerekiyor. Hava ve denizin dışında, demiryolu ulaşımını da asla unutmadan önümüzdeki 100?lü yılların fotoğrafını çekmeye çalışıyorum. Lüküs hayatın izlerini, bilgiyi kullanmayı beceren akıllı yönetenlerin işin başına geçtiği bir dünyada görebiliyorum?