Son bir yıldan bu yana akil insanlar ile Kdz. Ereğlinin geleceği üzerinde yaptığımız mini söyleşilerin ana başlığı, bu gidiş nereye? sorusuna yanıt aramak oluyor.
Evet bu gidiş nereye?
Sahi nedir bu durum ve durumlar?
Neden böyle?
Ne oldu bu kente?
Bitmek bilmeyen sebep arayışlarını alt alta koydukça irkilmemek ise mümkün değil ki!
Şehir gergin.
Huzursuz.
Endişeli.
Çok yönlü baskı ve sindirme basitliği alışkanlık olup yaygınlaşırken, duyarlılık kavramı akıllara bile getirilmiyor.
Her yeni günde umutlar biraz daha azalıyor.
Onca olay ve gelişmeleri yan yana getirdiğimizde varılan sonuç; Kdz. Ereğli bunu hak etmiyor cümlesinde sabitleniyor.
Türkiyede Ankara, İstanbul ve İzmirin dışındaki tüm ilçeler arasında 61 il merkezini geride bırakarak 32. sırada yer alabilme çıkışını yakalayan Kdz. Ereğlinin, son dönemlerde hızlı bir çöküş içine girmesi gelecek endişesini açıkça körüklüyor.
**
Ama mutlaka bir çıkış yolu olmalı!
Akil insanların ayaküstü de olsa karşılıklı görüş paylaşımının ana gündem maddesi işte bu.
Herkes birbirine soruyor ne olacak bu kentin geleceği diye.
Bu soruya yanıt bulabilmek için çözüm noktasında biraraya gelinmesi konuşuluyor.
Gelelim deniliyor.
Peki gelelim
**
Düşüncemi şöyle dile getiriyorum bu konuyu paylaştıklarıma:
Kapısından içeriye siyasetin girmeyeceği, kişi ve kurumların eleştirilmeyeceği ve her türlü ön yargılardan uzakta durabilen akil insanlar bir nokta buluşmalı/buluşturulmalı.
Kavga ile tartışma arasındaki farkın özünü bilen, konuşanı dinleme kalitesine sahip, düşüncelerin derinliğinde bilgi zenginliğine aç akil insanlar sesli düşünme yeteneğiyle tribünlerle işi olmadan yola koyulmalı.
Sürekli ve hiç değişmeyen gündemin maddesi de Kdz. Ereğlinin geleceğine yön veren düşüncelerimizi paylaşalım olmalı.
Toplantılar sırayla yönetilir.
Bu çekirdek kadro, harekete katılmak isteyen biri olduğunda hep birlikte gelsin kararı çıktığında yeni katılımlar olsun.
Menü de değişmeyen lezzet bilgi ve düşünce paylaşımı olacağına göre; Kdz. Ereğlinin çok boyutlu bir tablosu nakkaş ustalığıyla katılımcılığın hazzıyla işlenir ve bundan kazanan da, kavga yerine sevgi ve öfke yerine dayanışma kültürünün geliştirilmesi olur.
**
Op. Dr. Hüseyin Uysal ile de mini söyleşimizde bu konuyu konuştuk.
Yarım saat gibi kısa bir sürede karşılıklı düşünce paylaşımımız arasında bir ifade kullandı:
-Maya!
-Hah işte bu dedim. Adını da maya hareketi koyalım.
Bizim maya hareketini Nasrettin Hocanın göle maya çalması gibi görecek olanlar olsa da, konuşabilmek güzel.
Bilgileri ve hayallerimizi paylaşmak güzel.
Çünkü iş güzel.
Anlaşıldı lokomotifin adı MAYA.
**
Eğitim-İş Kdz. Ereğli Temsilcisi Cengiz Başaran ile de bu konuyu çok konuşmuş ve her Cuma günü sendikada buluşarak 2 saatlik bir paylaşım yapacaktık.
Araya şu bu girdi olmadı.
Bu kez olmalı.
MAYA lokomotifine binmek isteyenler hazırlansın.
Onlar kendilerini biliyor.
Gelmek isteyen diğer dostlara da buradan duyurulur.
Bayramdan sonra ilk seferi yaparız inşallah