Gerçekten mi? Ya inanmam. Yani, sen de sazan mı oldun şimdi? Biliyorsun değil mi, sazan göndermesinin anlamını. "Herhalde" desene. Ama bu sazan sen olamazsın, olmamalısın. Hayret... Senin gibi kılı kırk yaran ve entellektüel çizgisiyle buram buram kalitenin adresiyim diyen biri de "alınganlık" tuzağına düşecek ha! İşte bu ilginç. Yaşamı tersinden okuyabilecek kadar engin fikirleri olan ve olumsuz negatif gerçeklerine karşı da direnç gösterebilecek yüreğe sahip olan sen, "bu kez beni yazmış, bu benim" diye takıntı yapamazsın. Seni yazmak zor. Hiç mütevazilik falan yapma. Ağırsın ağır. Çok ağır. Öyle her yiğidin kalemi yetmez. Çok ekmek yemesi gerekir. Bilgi teknesinde büyüteçle kelimeleri seçip sarmalayarak servise sunması gerekir. Çocuk işi değil bu. Bilgi ister Birikim ister Kültür ister Kolay mı... Ama sana takılmak çok hoş ya. Kızmıyorsun. Dahası, espriyle karşılık vererek engin hoşgörünü öne çıkarıyorsun. Farkın fark ediliveriyor hemen. Eeee, olacak o kadar. Biz kiminle dans ettiğimizi iyi biliriz. Büyük lokma yeriz ama öyle koskocaman balon gibi lâflar da söylemeyiz. Sadece işimiz muhabbet. Birazıcık düşündürme, Bir tutam gülücük, İki çorba kaşığı saygı, Rendelenmiş sevgi, Güçlendirilmiş ölçü, Dopdolu paylaşmayı da ekledinmi üstüne, yeme de yanında yat. Kaymak kaymak. Kimin içi geçmez. Kim "hayır" der veya "istemem yan cebime koy" nazı yapmaz. Ah ah... Ve takılıp gidiverir insan birdenbire "keşke" denizindeki bitmek bilmeyen arayışlarının dibine. Bulamaz tabi. Dalar dalar dalar... Daldıkça nefesi daralır. Belki de canının yanmışlığını iliklerinde hisseder gizlice. Böyledir yaşam. Böyle gelmiş böyle gidecek. Fesuphanallah. Ya karıştırdık bin anda. Sana takılmadığımızı söyleyip rahatlatalım dedik, ama överken de başka bi halt mı ettik. Olabilir. Konu ve durum sen olunca herşey arap saçına dönüyor. Yağmur yağıyor seller akıyor. Bak yine sapıttık.Ne olacak şimdi? Nasıl çıkacağız o ünlü malum kerevete?