İnsan eğitimde uzun süre zamanını geçirince, ister istemez yazılarında da fırsat buldukça eğitimden bahsetmek istiyor. Kandillide eğitimden başka bir şey yapılmıyordu mu diye aklınızdan geçmemeli çünkü Kandillinin güzelliklerinden uzun uzun bahsetmiştim. Sırası gelince gene de bahsedeceğim.
Güzel yorumları için Korhan beye teşekkür ederim. Öğretmenlik, karşılık beklemeden fedakarlığın hat safhasında evrensel bir uğrası isteyen meslektir. Onun için öğrencinin menfaatine, disiplinli veya olmazsa olmazları, kuralları olan öğretmenler için, acımasızca eleştiriler her daim yapılır. Ama zamanla kendi çocukları olduğun da, kaliteli öğretmenin ve eğitimin nasıl olması gerektiğini yaşadıkça anlayacaklardır. Ben bunları geriye dönüşümlü olarak yaşayan biriyim.
Şimdiki adı Armutçuk Madenci İlköğretiminden mezun olan biri olarak, okulumu her gördüğümde gözümün önüne öyle çok anılar gelir ki. Mesela; idarecilerin girdiği kapının hemen karşısında sıra sıra su muslukları vardı. Teneffüslerde elimiz yüzümüz kirlendiğinde orada yıkardık. Suyumuz tertemiz kaynak suyu olduğundan içme suyu olarak ta kullanırdık. Yemekten sonra herkesin yanında taşıdığı diş fırçaları ile de, dişlerimizi fırçalardık. 1967 lerde sağlığımız açısından diş fırçalamanın önemini öğretmenlerimiz bizlere öğretmişlerdi.
Nöbetçi öğretmenlerimiz bizleri teneffüslerde adım adım takip ederlerdi. Bizlerle oyun da oynarlar, sürenin nasıl geçtiğini fark etmezdik. Sınıflarımız kalabalık olmadığı için öğretmenlerimiz, bizleri her yönümüzle takip eder ve rehberlik yaparlardı. Hatta ilkokulda rehber öğretmenlerimiz bizim yeteneklerimizi gözlemleyerek ,ileride olabileceğimiz meslekler hakkında da bizlerle konuşur,ailelerimizle de bunları paylaşırlardı. Hele beslenme saatlerimiz çok güzel geçerdi.Yiyeceklerimizi birbirimizle paylaşırdık. Beslenmek güzeldi de, şu süt tozundan yapılmış sütü içmek olmasa. İçmek zorunlu idi ama sınıf öğretmenim beni idare ediyordu işte.
İkinci anı olarak, eşimin başından geçeni paylaşmak isterim. Aşağı Kandillideki okulumuzda; eşim ders saatinde cam kenarında otururken, dışarıda duvarın üzerinde gezen tavukları görür ve seyretmeye başlar, tavuk salyangozu yemeğe çalışırken taş duvardan aşağıya düşer. Eşim sesli bir şekilde gülmeye başlar. Öğretmen Nihat Bey eşime tavuğun cinsi ne?diye sorunca eşim de dalmış tabii heyecan ve korkuyla ligorin öğretmenim deyince, sınıf kahkahalara boğulmuş. Bence diğerleri de tavuğun cincini öğrenmiş olmuşlar. Aslında fena da olmamış hani, uygulamalı eğitim işte.
Okulumuz, beldenin son uç kısmında ve ormanlık bir arazinin içine yapılmıştı. Tertemiz bir havası olan gürültüsüz, geniş bahçeli, etrafı çevrili, rahatça oyun alanlarımız vardı. Tam donanımlı, her türlü imkânları öğrencisine sunabilen, o dönemde özel okullarda bile bulunmayan imkânlara sahipti. Uzak bölgelerde okuyan öğrenciler EKİ ya bağlı arabalarla servis edilirdi.
Tahsilimiz süresince bizler sadece teorik bilgi almadık, gerçek hayatımızda kullanacağımız bilgilerin yanı sıra sosyalleşmeyi, medeniyeti, vatanseverliği, bayrağımıza sahip çıkmayı, üstünde yaşadığımız toprakları korumamız gerektiğini, bunların kolay kazanılmadığını öğrendik.
Liseye ve üniversiteye gittiğimizde Armutçuk özel ortaokulunun bizlere çok şeyler verdiğini bir kez daha gördük, okulumla gurur duyuyorum ve kendimi şanslı hissediyorum.
Kandilli yazmakla bitmez, devam edecek.