Sayılı günler ne de çabuk geçiyor.

O seçim bu seçim derken, seçimleri sıraladık ardı ardına.

Bakar mısınız, yerel seçimler bile geçeli iki yıl oldu.

Oysa 29 mart seçimlerinden önce “ah şu seçimler gelse de, şımarıkları temizlesek” der dururduk.

Ne şımarıklar gitti ve tarih oldu.

Sonrası yeni dönem ve işte yine sayılı günler tespih tanesi gibi diziliyor.

Dün bir bugün iki.

Seçime ne kaldı şunun şurasında.

Hıh desen geliverir sandık önüne.

 

**

 

Yerelden önce milletvekili seçimleri var önümüzde.

12 Haziran 2011 seçimleri için aday adayları yarışıyor.

Çakma aday adaylarından tutun da, leyleği havada görüp erkenden uçuşa geçenler de meydanda.

Renk mi diyelim yoksa padişah demokrasisinin kamburu mu?

Önseçim olsa, partide tabanı olmayan bir tek kişi bile aday adaylığı düşünebilir mi?

Elbette hayır!

Adaylık tabandan yerine tavandan ayarlanınca, tüm partilerde çakma aday adaylıkta patlama yaşanıyor.

Önüne gelen bir partiye dalmaya çalışıyor.

Tepede bir de destek var ise.

Oh tamam.

Ayrıca hemşerilik ayağı da var bu işlerin.

“Benim memleketlim” numarasıyla aday adaylıktan adaylığa sızma hareketleri bunlar.

Hep derim ya; Zonguldaktan seçilip Zonguldaklı olamayanlar diye.

Her yer aynı.

Padişah demokrasisinde yok yok.

Tepeden inme sipariş adaylar bunlar.

Seç seçebilirsen.

 

**

 

Aslında geçmiş seçimlerle ilgili anıları toplamalı bir araya.

Seçimden önce ile seçimden sonraki farkları.

Adayların danslarını.

Sonrasında sözler ile özler arasındaki farkları anlatmalı.

Çok yönlü.

Çok sesli.

Çok anlamlı…

Kimbilir ne anılar fışkırır sepetlerden.

Kır çiçekleri mi istersiniz, yoksa dikenler mi?

Belki de ayrık otları.

 

**

 

Anılar deyince aklıma Kandilli geldi yine.

Biz halk arasında Kandilli’nin “Rat Mahallesi” olarak da bilinen Uzun Mehmet Mahallesi’nde EKİ’nin dubleks lojmanlarında otururduk. Bizim mahalledeki sıralı ikiz dublekslerde oturanlar arasında, Nuri Atabey’de vardı.

Demokrat Parti’yi bırakıp Cumhuriyet Halk Partili olan Nuri Atabey seçimlerde demokratik haklarını kullanma cesaretini hep kullanırdı. Nizamettin Akkaya ile birlikte Kandilli dışındaki Pazaryeri Mahallesi’nde  seçim çalışmalarına katılırken, ses düzensiz ve masa üzerinde bol bol nutuk atılırdı.

Pazaryeri Mahallesi farklı bir bölgeydi. Köye gidemediği için işçi pavyonlarında yatan madencilerin alış veriş yaptığı pazaryerinde yine bir seçim  döneminde masa üzerine çıkan Nuri Atabey  (sanıyorum 1965 seçimleri) CHP’yi överken, karşısındaki kahvede masa üstüne çıkan oğlu Hasan Atabey:

 “Papama inanmayun, papam yalancudur” sözleriyle CHP’yi eleştirmeye kalkınca, baba Nuri Atabey hiç bu sözün altında kalır mı?

“Oğluma inanmayun oğlum yalancudur”

 

Bu olay yıllardır eski Kandillililer arasında konuşulurp dururken, bol bol da  kahkahalar atılır.

 

**

 

Seçim anılarını paylaşmak gerek toplumla.

İçinde yukarıda anlattığım hoş olan örnek kadar, hoş olmayanlar da olabilir.

Önemli olan unutturmamak.

Yaşananları bizden sonraki kuşaklara aktarmak için de, anı sepetindeki olayları gün ışığına çıkarmalı ki güneş alıp ısınsınlar.