Kurban Bayramını Van ve Erciş’teki deprem nedeniyle acı, keder, hüzün ve üzüntü içinde geçirdik. Bayram ve sonrası ülkemiz adına, insanlık adına, siyaset ve toplum adına rezillikleri yaşadık. İnsan onurunun zedelenmesini gördük.

Ülkemiz  Avrupa’dan ve yakın komşularından hızla uzaklaşıyor, yalnızlaşıyor. Ülke içinde de, siyaset alanında açık faşizm dönemlerinde bile olmayan şekilde TBMM kürsüsünde muhalefetin sesi kısılmaya çalışılıyor.

Türk siyasetinin tanıdığı, sosyal demokrat hareketin sevilen, iktidarın korkusu haline gelen CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, meclis kürsüsünden zorbalıkla bir sendika ağası tarafından uzaklaştırılarak konuşması engelleniyor. Sendikacılık dönemlerinde ağzından demokrasi sözcüğünü düşürmeyen, insan haklarını savunur görünen sendika ağası milletvekili seçilince demokrasiyi unutuyor.

Van’da depremin acıları sürüyor. Marmara depreminde binlerce can veren Türkiye, bu dönemde yardımlaşma ve sosyal devlet ilkesi içinde çok iyi organize olup halkın yaralarını sararken, Marmara depreminin etkilediği alandan çok küçük olan Van depreminde rezillikler yaşanıyor.    Devlet ve hükümet bir türlü organize olamıyor.

Van’daki ikinci depremde organizasyon bozukluğu yine gündeme geldi. Depremzedeler zor durumda kaldıklarını, bir türlü yardım göremediklerini belirterek, tepkilerini dile getirmek için yetkilileri istifaya davet ediyor. Protesto gösterisi yapıyor.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, depremzedelerin tepkisine aldırış etmiyor. Polis, depremzedelere biber gazı sıkıyor. Devlet depremzedelerin acısını saracağı yerde daha da acı veriyor.

 

İkinci depremde Bayram Oteli yerle bir oldu. İçinde meslektaşlarımız DHA Muhabiri Sebahattin Yılmaz ile Cem Emir, otel enkazı altında kalarak Basın şehidi oldu.

Birinci depremde sakıncalı görülen oteldeki çatlaklıklar makyajlanarak gizlenmiş. Otel sahipleri otelle ilgili gerekli yerlere başvurduklarını ancak önemsenmediklerini öne sürüyor. Bütün bu yaşananların sorumlusu kim? 

 

Türkiye ekseninden hızla uzaklaşıyor. Komşularıyla ‘sıfır sorun’ sözcükleriyle nutuk atan Hükümet, son yıllarda bundan 360 derece dönüşle çark ediyor. Suriye ile ilişkiler bozuldu. İsrail ile daha da giderek sertleşen bir politika izleniyor. AB ile ilişkilerde ise gittikçe yalnızlaşıyor. ABD’ye teslim oluyor.

 

Özetle, TBMM’de muhalefetin kürsüde konuşması engelleniyor, kürsüden zorbalıkla indiriliyor. Depremzedelere polis biber gazı sıkıyor. Gazeteciler başta olmak üzere muhalif olan aydınlar, yazarlar, komutanlar birer birer tutuklanıyor. Basılmamış kitaplar yasaklanıyor. Deprem bahane edilerek 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri yasaklanıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ders kitaplarından Atatürk İlke ve Devrimlerini çıkarıyor.

Daha ne demeli… Artık sözün bitti yerdeyiz.