ZOR bir dönemden geçiyor insanlık. Anamal düzeninin sınır tanımayan kazanç hırsı doğayı her gün biraz daha yok olmaya sürüklüyor. İklim koşulları değişiyor, kıtalar arası dengeler bozuluyor. Yerkürede zengin yoksul farklılığı giderek artarken, tüketim çılgınlığı dizginlenemez boyutlara ulaşıyor. Şimdilerde uluslararası zenginler kulübü  de ekonomik krizin ülkelerinde neden olduğu sosyal patlamaları kaygıyla izliyor. Tasarruftan söz ediyorlar. Karnını güçlükle doyuran insanlara kemer sıkmaktan söz ediyorlar. Bu olumsuzluklara karşın, çok uluslu silah sanayisi hız kesmiyor. Dünya coğrafyasının dört bir yanında fitillenen savaşlara iç çatışmalara silah taşıyor. Ölüm araçlarını çoğalttıkça silah endüstrisi semiriyor yeni savaş alanlarına doğru yelken açıyor.
Dünya doğal afetlerle boğuşuyor. Türkiye’de bu afetlerden payını alan bir coğrafyada. Özellikle deprem ve sellerde pek çok canı yitirdi yurdumuz. Buna karşı uzun erimli ciddi bir çalışma yapılamadı. Afetlerin hep günlük önlemler ve hamasi nutuklarla geçiştirilerek bir süre sonra da toplum tarafından da sorgulanmadan unutulması düşündürücü. Her yeni deprem felaketi, her sel afeti karşısında şaşırıp kalmamız bundan..
Anadolu’nun çeşitli kent ve ilçelerinde yerel basın seminerleri yapıyor TGC. Seminerlerin sayısı  60’ı aştı. Çoğunda yer aldığım  bu toplantılarda konuşurken  ısrarla: “Gazetecinin yereli yaygını olmaz. Nerde çalışırsa çalışsın meslek heyecanını ,insan odaklı çalışmanın vicdani rahatlığını duyan, halkın doğru, yansız bilgilenme hakkına saygılı bireyler  gazetecidir” derdim. Ve yerel gazetecileri birer adsız kahraman olarak selamlardım. Şimdi Van depremi karşısında yerel gazetelerin insanüstü çabalarını acıyla, hüzünle izlerken aynı duyguyu taşıyorum yüreğimde. İş güvencesinden yoksun, yaygın basının ancak haberi yayınlandığında prim ödediği ve özellikle de doğu ve güneydoğuda ancak afetlerde ve çatışmalarda hatırladığı yiğit meslektaşlardır onlar. Onlardan ikisi bize bir şey olmaz zihniyetiyle açık tutulan hasarlı Bayram Oteli’nin enkazında. DHA muhabirleri Cem Emir ve Sebahattin Yılmaz felaket bölgesinden en taze haberleri ajanslarına yetiştirme çabasındayken  depreme yakalandılar. Şu satırları yazarken bile onlar adına alınabilecek mutlu bir haberi duyabilmek için yüreğim çırpınıyor. Vanlı meslektaşlar, çevre illerden koşup gelen meslektaşlar bir yandan ailelerini güvene alma kaygısı ile çabalarken  bir yandan da olay yerinden haber iletme uğraşındalar.
Gazetecilerin yıpranma payı bir gece operasyonu ile kaldırıldığında bir bakanın sözlerini hatırlıyorum. Ne yıpranması, bu teknolojide gazeteci yıpranır mı? mealinde bir şeyler söylemişti. Umarım anımsar. Ayrıca TMK 6. ve 7. maddeleri durdukça Güneydoğu  ve Doğu Anadolu’da gazetecilik yapmak gerçekten kahramanlıktır. Devletin, TBMM’nin, iktidarın, muhalefetin lafla değil somut eylemlerle yerel gazetecilerin yanında olmasını, çalışan gazetecilerin sorunlarına eğilmesini beklemek, çok şey istemek mi?
Ve n’olur artık acılardan ders almayalım. Küreselleşen dünyada yerimiz çağdaş demokrasilerin ve çağdaş bilimin yanında olsun. İnsan odaklı politikalar üretelim, savaşkan değil barışık bir toplum olmanın yollarını arayalım.