Ankara?dan dönüyoruz bir grup arkadaşla.
Ankara başkentimiz.
Ankara demek Türkiye demek.
Ankara?da önemli işi olmayan da gitmez ki.
Eğlence için İstanbul, devlet işi için de Ankara.
Ankara gecelerini bilmem.
İstanbul?un da karşı yakasını geçmiş yıllarda bilirdim.
Yaş kemale erince, dünya işlerindeki yoğunluğu da bir parça öteliyor ya insan.
İşte böyle bir ortamda giderken Ankara?ya Bolu Dağı?nda nostalji yapmak istedik.
İyi de oldu ya.
Hey Bolu Dağı hey!..
Geçit vermez ve sürekli trafik canavarını saklayan, barındıran ve besleyen Bolu Dağı.
Nice canlar aldın.
Ve nice de engeller yaşattın yıllarca.
Belki de nice güzel aşklar da yarattın koynunda.
Ya şimdi?
Geçit veriyor.
Hatta geçitten geçeni de zor buluyor.
Tünel açıldığından bu yana bir garip kalmış Bolu Dağı.
İşletmeler birer birer kapanıyor.
Kahvaltısı ile ünlü bir işletmede müşteri olarak sadece bizler varız.
Üzülüyor ya insan.
O tek şeritli halinden bugüne geliş sürecinde o yol üzerinde gidip gelenlerin çektikleri zahmetleri gözümün önüne getirdiğimde burkuluyorum.
Bir kez yine dönüş sırasında tam tamına 2.5 saatte inebilmiştik Kaynaşlı?ya.
Şimdi Bolu Dağı tek kalmış.
Birer birer terk etmiş önce araçlar, sonra da yolcular.
Şimdi mekanlar kapanıyor.
Ve tükeniyor sessizce Bolu Dağı.
Kimbilir ne duygular savaşıyor bağrında.
Kimbilir ne gözyaşları dolup akıyor o mis kokulu çınarların sakızlarından.
Bolu Dağı?nı son demlerini yaşayan mekanlardaki kendin pişircilerde sevdik o gün.
Buz gibi sularından da içtik ya hani, tadını damağımızda saklı tutarak.
Ve koyulduk Ankara?ya.
Dönüşümüzde o güzellikler bir dişi ve erkek ayının yüzünden berbat oldu ya.
İnanılır gibi değil.
Hani bir söz var; ?biz çok tahsilli eşekler gördük? diye.
Öyle ne yazık ki.
Tahsil cehaleti alırmış da, üzerindeki eşeklik baki kalırmış.
Kalıyor bir yerde.
Şey yemeden vazgeçemiyorlar.
İllaki o haltı yiyecekler.
Ankara dönüşünde Bolu çıkışlarına yaklaştığımızda önümüzde giden pahalı bir araçtan bir torba dolusu içinde yiyecek ve içecek artıkları atıldı otobana.
Torba yere düşmesi ile birlikte öyle bir yayıldı ki; içindeki kola kutuları aynen bir mermi.
Otomobili kullanan arkadaşımızın deneyimi ile kola ve diğer yiyecek içecek atıklarının oluşturduğu mermilerinden kurtulabildik.
Bir tanesi cama veya araca isabet etse ne olurdu acaba?
Sinirlenmemek mümkün değil ki!..
Hani bir söz var ?yakalayacaksın?..? diye.
Yani kimi zaman raydan da çıkılıyor yoldan da.
Deli divane olmuş bir otomobil insanı kontrol etmek zor.
?Bırakın kanun var!? diye araya girsem de bu sözlerim asla teselliye yetmiyor.
?Böyle kanunun da, böyle ???..bilmem nelerinde? küfürleri arasında 155 i çevirdim.
Bolu Emniyeti çıktı telefona.
Hangi istikametten ne yöne gittiğimizi anlattım ve aracından çöp atan o çok pahalı otomobilin plakasını verdim.
Teşekkür etti telefondaki polis.
Kaynaşlı çıkışına geldiğimizde yolun polis tarafından kesildiğini görünce otomobildekilerin tümü bir mutlu oldu, bir mutlu oldu ki.
Bir süre önce ?hay böyle kanunun? gibi sözlerle yanlışlıkların bireysel çözümlerle düzeltileceğine inanan otomobildekilerin düşünceleri o anda değişti.
?Şimdi trafik polisi bunların anasını beller? diye sevinçlerini dile getirdiler.
Beklediğimiz gibi barikatta polis elindeki kağıtta yazana bakarak otobana çöp atan otomobili durdurdu.
İşlem tamam.
Ayı ve ayıcık yakalanmıştı.
İnsan olma ile ayı arasındaki farkı (Burada ayı ifadesini mecazi kullanıyorum. Tanrının yarattığı ayılardan özür dilerim. Kastım onlar değil) ceza ödeyerek öğrendiler.
Ne ile?
Kanunun uygulanması sonucunda.
İşte olay bu?
Bu olaydan sonra otomobildekilerden bir tanesi itiraf etti:
-Ben de çok çöp attım otomobilden. Bunun suç olduğunu bilmiyordum. Bundan sonra çöp atmak mı tövbe!..
Ne tuhaf!
Demek ki aramızda ne kadar çok ayı var.
Ve ne kadar çok yönlü suç işliyor.
Kimi otomobilden atıyor çöpünü, kimisi de piknik alanında bırakıyor.
Kimisi de korna çalarak ayılığın bir başka şeklini ortaya koyuyor.
Ayılar ve ayıcıklar.
Anket yapanlar asıl bu konuda bir araştırma yapsalar.
Acaba oranımız ne olur ayı ve ayıcık konusunda.
Siz söyleyin rakamı?
Aziz Nesin?in belirlediği çıtanın üzerinde mi, yoksa altında mı?