İnsanlık tarihinde barışı savunmak,barışın yanında saf tutmak bir dizi zorbalığa ve acıya göğüs gerecek  cesareti de gerektirmiş hep.Bu uğurda ağır bedeller ödenmiş.Savaşları birer rant kaynağı gören çokuluslu silah şirketlerinin, çeşitli coğrafyalarda halklarını yoksullaştırarak doğal kaynaklarını sömüren ve böylece zenginleşen emperyalist ulusların, yurtseverlik kisvesi altında  baskı ve şiddet kullanarak bireyleri sindiren  totaliter yönetimlerin varlıklarını sürdürdükleri  bir dünya düzeninde  barışın sesini yükseltmek elbette kolay değil..Hele günümüz dünyasında  sermaye-siyaset  ortaklığından beslenen ,bağımsız çalışma olanaklarını yitirmiş güdümlü dev bir medya mekanizması  ortalıktayken.Emekçilerin sesi kısılır,orta sınıf masallarla uyutulurken. Buna rağmen Geçmişte de günümüzde de  savaşların neden olduğu yıkımlara ,ölüm ve acılara karşı durmaya çalışan,halkların kardeşliğinden yana,barışı savunan  her yaştan her meslekten  kadınlı erkekli toplulukların eksilmeyen tam tersine gidererek artan varlığı insanlığın geleceği açısından en büyük umut kaynağını oluşturuyor.  

1 Eylül Dünya Barış Günüydü .Türkiye’de  barıştan yana yurttaşların,alanları dolduran emek kesiminin,sivil toplum örgütlerinin barış çağrıları yine ana akım medyada yer bulmadı.Ekranlara konu olmadı.Aynı saatlerde kendilerini iktidarın görüşlerini savunmakla yükümlü gören kimi gazeteciler ,stratejistler!  Suriye üzerine savaş senaryolarını tartışıyorlardı .Tartışmadan çok içeride ve dışarıda fiyasko vermiş iktidar politikalarına dayanak olmaya çabalıyorlardı.Gerçekte içte ve dışta yaşanan ölümler,yıkımlar,evlerinden koparılan göçe zorlanan insanlar umurlarında bile değildi.Onlar ABD’nin,Avrupa Birliğinin Orta Doğu için öngördükleri ,hazırlığını tamamlamak üzere oldukları  bir projenin hararetli savunucularıydılar  salt.Aynı zamanda yamandıkları iktidarın da…

Barış sözcüğünden korkmak niye .Bu sözüm ana akım medyaya elbette.Hala bu ülkede barış isteyenler solculukla,komünistlikle,anarşistlikle mi suçlanacaklar ?Barış istemek terörü benimsemek mi? Barıştan söz etmekten iktidar baskısı korkusu mu alıkoyuyor sizi.Ya siz halkın iradesi ile parlamentoya geldiğinizi söyleyen siyasetçiler.Halk savaş mı istiyor kavga ve şiddet altında mı yaşamak istiyor size göre? Ayrımcılığı körüklemeniz yetmedi de   nefret söylemlerinizin ortasına şimdi de “barış” sözcüğünü mü oturttunuz? Ülke için, bu coğrafyada yaşayan insanlarımız  için ne yazık.

Romain Rolland’ın bir sözünü anımsıyorum .Şöyle der: ”İnsanlık ayrı ayrı toplumlarda yaşayanların duygu ve düşüncelerinin yarattığı bir senfonidir.Bu birliği bütünüyle benimsemeyen bir barbardır. “ O Romain Rolland ki Birinci Dünya savaşında ülkesi Fransa’da savaşa karşı durduğu ve barışı savunduğu için vatan haini ilan edilmiş ülkesinden dışlanmıştı.Barışı savunmayı ülkesi dışında da bırakmadı.Savaşan ülke halkları için kaleme aldığı  yazılar uluslar arası arenada bir barış manifestosu olarak algılandı. Yazılarıyla,konuşmalarıyla,uluslar arası çaptaki barış kampanyaları ile sürdürdü barışa olan inancını.Yapıtları  Nobel Edebiyat  Ödülü ile taçlandırıldı.Yıllar sonra ülkesi Fransa’ya bir barış kahramanı olarak döndü.Umarım kendi gibi düşünmeyenleri vatan haini ile eden birileri bu kıssadan hisse çıkarır.

   Barış uğruna bedel ödeyen buna karşın yılmaksızın uğraş veren yazar ,çizer, sanatçı,bilim ve düşün insanı pek çok.Onlardan biridir Yunanlı şair Yannis Ritsos da. Ritsosun “Barış” şiirini Ataol Behramoğlu’nun çevirisinden okuyalım :

 

                              “   Çocuğun gördüğü düştür barış

                                   Ananın gördüğü düştür barış

                                   Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış

                                   Akşam alacasında ,ferah bir gülümseyişle döner baba

                                   elinde yemiş dolu bir sepet ;

                                   ve serinlesin diye su ,pencere önüne konmuş toprak testi

            gibi ter damlalarıyla alnında…

                                     barış budur işte.

 

                                     Evrenin yüzündeki yara izleri kapandığı zaman,

                                     ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara,

                                    

                                    yangının eritip tükettiği yüreklerde

                                     ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun,

                                     ölüler rahatça uyuyabildiklerinde , kaygı duymaksızın artık,

                                     boşa akmadığını bilerek kanlarının,

                                      barış budur işti.