BERLİN GÜNCESİ
Turgay OLCAYTO
Konuşlandığınız mekandan,çevreden daraldığınızda yeni bir soluk olanağıdır geziler.Bir kaçıştır.Sorunlarınızı,kafanıza üşüşen insana dair soruları kısa bir süre için de olsa erteleme çabasıdır.Bir haftadır Berlin?deyim.Kentin hemen ortasına yerleşmiş göz alabildiğine uzanan bir korulukta yalnızca adımlarımın çıkardığı yaprak hışırtılarını dinleyerek yürüyor,daha ilk günden doğayla baş başa kalmanın verdiği mutluluğun tadını çıkarıyorum bir bakıma.Uçaktan indiğimde kaygılıydım.Almanya?nın başkenti bu tarihi kentin kargaşası,trafiği ,gürültüsü içinde tatil yapılabilir miydi?Yersiz bir ürküymüş.Ara sokaklarından caddelerine dek sıralanmış ağaçları, halka açık yeşil alanları ,gölleri ve kanalları ile kuşatılmış bir kent Berlin.İdeal bir dinlence yeri.Doğu ile birleşmenin sağlanmasından sonra yeşil alanları daha da genişlemiş.Kentin ortasında dünyanın önde gelen hayvanat bahçelerinden Zoo Garten var.Ünlü akvaryumu ve içindeki çok değerli hayvanları bırakın bir yana, sadece bu bahçeyi gezebilmek,bitkilerin,ağaçların çeşitlendirdiği , özenle planlanmış yollarında dolaşmak başlı başına büyük bir keyif. Charlottenburg Sarayı?nın asırlık ağaçlarla süslü halka açık bahçesi öylesine büyük ki gezerken elinizdeki harita ile yolunuzu bulabiliyorsunuz.Çevrenizde dolaşan sincaplar ve kuş cıvıltıları arasında bahçenin temiz,duru havasını solumaya çalışırken bir yandan konuşuyoruz birlikte olduğum dostumla.Şöyle diyor dostum: ?İşte böyle bir cennet yerde insan gerçekten ölmekten korkar ? Bu sözlere hak vermemek elde değil...
Alman hükümeti birleşmeden sonra yeniden başkent olan Berlin?i savaş öncesi görkemine kavuşturmak için hiçbir özveriden kaçınmıyor.Berlin şu sıralar doğusu ve batısı ile bir şantiyeyi andırıyor.Birleşme öncesi doğu bölümünde kalan ? müzeler adasında? yapılar da büyük onarımdan geçiyor.Bergama?dan kaçırılan ünlü Pergamon sunağını görmek için gidiyoruz Pergomon müzesine.Ne çok ziyaretçisi var.Sahi biz neden topraklarımızdaki kültür varlıklarına bugün bile sahip çıkmayı beceremiyoruz.Bizim olanı yad ellerde müzelerde görmeye öylesine alıştık ki yadırgamıyoruz artık.Duygularımızı bastırmayı öğrendik(mi).
Birleşme Almanya ?yı ekonomik açıdan zorlamış zorlamasına da halkın bütünleşmesi açısından gözle görülür bir rahatlama söz konusu.Geçmiş kötü yılları hiç unutmuyor ve yeni kuşaklara unutturmamaya çalışıyorlar:Nazi dönemini de Doğu Almanya gizli örgütünün zulmünü de. İkinci Dünya Savaşı öncesi hunharca öldürülen sosyalist düşünür ve devrimci Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht adını taşıyan cadde ve alanlar, anıtlar özenle korunuyor.Karl Marks alanının ve caddesinin de korunduğu gibi...
Aleksandr Platz?a uzanan bir yürüyüşümüz sırasında Dom kilisesinin önündeki Luts Parkında Botero?nun heykellerine rastlamak sevindiriciydi.Özgün, büyük boy heykelleri ile ünlü Kolombiyalı Fernando Botero?nun sergilerinden birine yine bir gezi sırasında Lizbon?da rastlamıştım.Bu kez yeni eserlerini görebilmenin mutluluğunu tattım. Berlin?e gelmişken Bertolt Brehct?in mezarını ziyaret etmemek eksiklik olurdu.Harita üzerinde yapılan bir çalışma ve uzun bir yürüyüş sonrası ulaştık Doorotheen Devlet mezarlığına. Brecht?in eşi, tiyatro sanatçısı Helene Weigel?le birlikte ömür geçirdiği evi de mezarlığın bitişiğinde..Onarım gören bina şimdilerde bir müzeye dönüştürülmüş.Tiyatro severlerin,Brecht severlerin buluştuğu bir mekan.Mezarlıkta, Alman kültürüne katkıda bulunmuş yazar , ressam,mimarların anıt mezarları var.Brecht?in mezarı bunların arasında şaşırtıyor insanı . Şaşırtma sözcüğü yanlış belki de,aslında tam Brechte uygun bir gömütlük. Dikdörtgen bir toprak parçası üzerine yeşillik ve kır çiçekleri ekilmiş.Dikdörtgenin kırmızı boyalı tuğla duvara dayandığı başucunda yontulmamış iki taş parçası var.Birinde beyaz boya ile küçük boyda yazılı Helene Weigel-Brecht adı okunuyor.Ötekinde de aynı yazıyla Bertolt Brecht.Tiyatro kuramcısı,şair,savaş karşıtı,insancıl Brecht ustadan dünyamızın,insanlığın daha öğrenecek ne çok şeyi var diye düşünüyorum hüzünle,mezarlıktan ayrılırken...
Yorumlar