Dün bir olay oldu.

Öyle bir olay ki, bu mesleğin onurunu paylaşma olayıydı.

Çünkü; Kdz. Ereğli’de bir meslektaşım Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından 1998 yılından bu yana düzenlenen “Yerel Basın Ödülleri Yarışması”nda ödül kazanmıştı.

Haberi aldığımda öyle bir mutlu oldum ki, bunu ancak  mesleğe “refik” ve “meslektaş” penceresinden bakabilenler anlayıp yaşayabilir.

Pırıl pırıl bir ödül.

İçinde meslek aşkı var.

Araştırma var.

Sorgulama var.

Toplumsal boyut var.

Kısacası emek var.

Böyle bir başarı alkışlanmaz mı?

Alkışlıyorum avuçlarımı patlatırcasına.

Hem yürekten hem de samimi.

 

Doğan Gönüllü’yü aradım hemen.

Ne var ne yok faslı ile ağzını ararken, ödülden söz ettim.

Duymamış ödül kazandığını.

Bildirdim ve başarısından dolayı kutladığımı ifade ettim.

Telefonda “başarı alkışlanır, ben de,  biz de alkışlıyoruz” dedim.

Ne dediğimi anladı elbette.

Anlaşılması gereken de şuydu:

Kıskançlığa gerek yok.

Minibüslerin arkasında yazar ya, “kıskanma ne olur, çalış senin de olur” diye.

 

Zonguldak’tan Mustafa Özdemir de 13-14 sene önce metin Göktepe ödülü kazanmıştı. O’nu da kutlamış ve “başarın başarımdır” sözlerimle coşkusunu paylaştığımı ifade etmiştim.

Ne güzel duygudur bir başarı karşısında insanın çevresinden “aferin” almak.

Sevince sevinç katar.

Katmerlenir insanın mutluluğu.

Güzeldir böyle bir duygu.

Hoştur.

Ama…

Herkes o erdemi göstermez/gösteremez.

Küçük dünyalarında kalmanın acizliği ile o başarıyı gölgelemek için vıdı vıdı konuşarak mastürbasyon yapmaya devam ederler.

Bu tür basitlikler elbette başarıyı/başarıları gölgelemez.

Sadece mide bulandırır.

Sinek küçük ya…

 

TGC’nin açıklamasındaki diğer isimler arasında İskenderun’dan Serpil Korkmaz’ı tanırım. Batman’da Arif Arslan ile İskenderun’daki Akın Bodur ödüllere abone gazeteciler olarak dikkat çekerken, Serpil’de, Akın ile birlikte uzun yıllar çalıştıktan sonra kendi gazetesini kurup devam etti yoluna.

Serpilde haber dalında birincilik kazanmış.

Ne kadar mutlu oldum bilemezsiniz.

Aradım tel ile kendisini.

Muhabbet faslında ödül kazandığından haberi olmadığını anlayınca, “sana bir müjde vereyim mi?” dedi.

Ahizenin öteki ucundan kalp çarpıntılarının arttığını hissetmek için yanında olmaya gerek yok.

Sesi titredi birdenbire.

Açıklamaya  başladım ki, çığlık attı ve hemen “dur dur telefonun sesini açıyorum, yanımdaki arkadaşlarım da duysun” dedi.

Açıklamanın Serpil ile ilgili bölümünü okudum ki, alkış koptu.

Çığlıklar ardından geldi.

Kutladığımı ifade ettim O’na da  “başarın başarımdır” dedim.

O coşkusunun arasında geçmişte İskenderun’da  kazandığı bir ödülün kendisine ANAP’lı belediye başkanı tarafından verilmediğini ve daha sonra o hak ettiği ödülü çöplükte bulduğunu anlatmaya başladı ki yutkunmaya başladı.  Sanıyorum ki;  geçmiş  yıllarda yaşadıklarını yeniden  hatırlamış ve  kendisine yapılan haksızlıklara isyan etmeye başlamıştı.

Göğsü kabarıyor ve içindekileri dağa, taşa herkese haykırmak istiyor gibi geldi bana.

O meslek kıskançlığının da yer aldığı zorlu yıllardan bugünlere Serpil çalıştı.

Gazeteciliğe  olan sevdasını hiç terk etmedi.

Yaşamını kendine değil mesleğine adadı.

Ve bugün.

İşte o en büyük ödül de birinciliği kazanarak gelmişti.

 

Konuşmasındaki sözler iyice çatallaşmaya başladı.

Birden bire sessizliğe gömülüverdi  telefonun öte yakası.

Sustu.

Derin sessizlik başladığında;  durdum, düşündüm ve  benim de  boğazım birdenbire düğümleniverince usulca telefonu kapattım.