Geçtiğimiz hafta sonu arkadaşımız Ayşe Hindistan’ın vefat eden eniştesi (halasının kocası) için doğum yeri olan Çankırı’nın Korgun ilçesindeki yolculuğuna eşim ile birlikte biz de katıldık.
İlk kez gidiyorum Çankırı yönüne.
Kastamonu, Çorum, Sinop, Samsun yollarını biliyorum ama, çok istememe rağmen gidememiştik bir türlü Çerkeş-Ilgaz-Çankırı güzergaha.
Yollar güzel.
Bölünmüş yolda seyahat etmek çok daha güvenli.
Az gittik uz gittik Korgun’un Buğay Köyü’ne vardık.
Ayşelerin köy evine yerleştik ve hemen başsağlığı ziyaretlerini yaparken, o çocukluk yıllarıma daldım doğal olarak.
Köy/köyler.
Dünyamız.
Gerçeğimiz.
Hayalimiz.
Toprağımız.
Kandilli’de babam bizi yaz mevsimlerinde Başveren Cuma’nın (Ormanlı) Sinitli Köyü’ndeki dede evine gönderirdi.
Yani sepet sepet yumurta olurduk.
Yok öyle yağma, doğru köye.
Git çalış çabala ve yaşamı yaşayarak öğren.
Katılım da sağla.
Tüm yaz aylarında hayvan gütmek, ekin biçmek ve bağ yapmak, döğene binmek, fındık toplamak, derelerde yüzmek, tepeleme saman dolu öküz arabalarında zıplamak, eşeğin tekmesinden korksak da üstüne binip binip tekrar tekrar yere düşmek, dere tepe gezmek bizim işimizdi.
Dağ meyveleri.
Tongel.
Kızılcık.
Böğürtlen.
Şimdi 69 a doğru hızla koşarken düşünüyorum da, ne şanslıymışız biz.
İyi ki yaşamışız o günleri de, bugünün unutulmuş, anlatsan da anlaşılmaz yaşamın en değerli mutlulukları ile bir olmuşuz, pir olmuşuz.
Değirmen oluklarında kurbağalarla oynamak, derede tuttuğumuz balıkları söğüt dallarına dizmek, dokuz taş oynayıp, çelik çomaklarda coşkuyu paylaşmayı şimdiki kuşaklar bilebilir mi?
Bırakın bilmeyi, acaba anlayabilir mi?
Şimdi tek gerçek var o da, akıllı (!) telefonlarla internette sörf yapmak.
İnternette bilgi de var ama…
Oyun daha çok mutlu ediyor günümüz kuşaklarını.
Her yerde elde telefon.
Yaya geçitlerinde bile korkusuzca önündeki akıllı denilen şeye bakıyorlar.
**
Korgun dediğimiz yer1990 yılında ilçe olmuş. Küçücük bir yer. İlçe merkezinin 2 bin 500 nüfusu, kırsal ile birlikte ancak 4 bin 500 olabiliyor. Buğay köyü ise ilçe merkezine sadece 3 kilometre, yürüyüş yapmak için çok ideal. Köylerde kimse kalmamış aynen bizim köyler gibi. Yaz aylarında gurbetçiler baba toprağına gelip kışlık nevalelerini hazırladıktan sonra dönüyorlarmış yine gurbete.
Hep okuyordum Türkiye’nin en temiz havası Çankırı’da diye. Pırıl pırıl bir havada uyanmanın dayanılmaz çekiciliğini Buğay Köyü’nde yaşadık.
Hele ki, o karşı tepeden ağır ağır o vagonları çeken lokomotifi izleyip sesini dinlerken, içim acıdı yine.
Biz yaktık, yıktık, yok ettik Ereğli-Kandilli demiryolunu.
Arazilerini iç ettik.
Raylarını sattık.
Lokomotifini de kesip biçip hurdaya gönderdik.
Şimdi ise o demiryolu güzergahını raylı sistem ile değerlendirmeyi düşünmeyip bisiklet yolu yaptık diye sevindik. (Yap yine bisiklet ve yürüyüş yolunu raylı sistemin yanına, çok mu zor?)
Güleriz ya ağlanacak halimize.
Not: Ayşe Hindistan’ın sevgili annesi Naciye Akcan ile güzel kardeşi Aynur Akcan’a bizlere gösterdiği konukseverliklerinden dolayı özellikle çok teşekkür ediyoruz.